surface_book2

Microsoft nereden koşuyor? – Bölüm 2

Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu yazı 2 bölümlük bir serinin 2. bölümü. Bu nedenle eğer burada bahsettiklerim size bir şey ifade etmiyorsa bir koşu gidip ilk bölümü okumanızda fayda var. Eğer okuduysanız da kaldığımız yerden devam ediyoruz…

Ne demiştik en son? 2015 Microsoft için hızlı ve yenilik dolu bir yıl olurken yenilikleriyle herkesi şaşırtmaya devam ediyor. İlk bölümde bahsettiğim ürünlerin bir de benim bakış açımdan değerlendirmeleri, umarım yazının başlığındaki sorunun cevabını da içerecek, görelim bakalım:

  • Sondan başlayalım… Microsoft şüphesiz müthiş bir lansman yaptı ve tanıttığı ürünleri tanıtış şekli bile değişmiş, eski şirketimi tebrik etmek istiyorum – bu kadar sürede herhalde ancak bu kadar değişilebilirdi. Hele bir Bryan Roper karakteri var ki… bence gecenin yıldızı oydu (tabii Surface Book‘tan sonra)
  • Surface Book müthiş bir cihaz olmuş. Benzer bir cihazı herkes Apple‘dan beklerken Microsoft‘un bu yaptığı atılıma, önceki yıllardaki donanım fiyaskolarını da düşünürsek (Microsoft Kin gibi) şapka çıkarmak lazım.
  • Yine de kafamda oturmayan bir şey var ki… neden halen açık seçik fiyatlar ve ürün özellikleri sunum esnasında yazılmıyor? Ne amaçlanıyor? Bilemiyorum. Buradan da hemen ilk maddedeki verdiğim yıldızlı 5’in yıldızını bu vesileyle alıyorum.
  • Surface Pro‘da alışılmışın dışında bir atılım olduğunu da söylemem lazım. Benim beklentim SP1’den SP2’ye geçişteki türden bir değişim olması yönündeyken ortaya çıkan cihaz bambaşka ve her yönden üstün bir cihaz olmuş. Ayrıca tasarım dilinde de Apple’dan hafif de olsa kopya çekildiğini arkadaki logo’nun parlak metalden olmasına bakarak bile söyleyebiliriz.
  • Lumia 950 XL ve Microsoft Display Dock ikilisi müthiş çalışıyordu, en azından demoda. Her ne kadar bazı Android cihazlarda ve Kickstarter projelerinde hayata geçirilmiş/geçirilmeye çalışılmış da olsa, ilk ortaya atan Blue Dock‘tan bu yana en başarılı uygulama gibi duruyor.
  • Diğer cihazlarda ise detaya girmeden genel bir bakış atarsak göreceğiniz tek şey var: İnternet. Bu saçma duran cümle size ne düşündürdü bilmiyorum, o nedenle riske girmeden açıklayayım. Tam olarak da İnternet üzerindeki forumlar, bloglar, haber siteleri, kullanıcı mesajları…. aklınıza gelecek tüm değerlendirmeleri dinleyip cihazları tam olarak insanların istediği şekle sokmuşlar gibi gözüküyor. Surface Pro 3‘teki touchpad’den şikayetçi miydiniz? Artık çok daha iyisi var. Surface gibi olsun ama dizüstü olsun mu diyordunuz? Artık Surface Book var…. gibi. Bu da Microsoft gibi 40 yaşında bir şirketin ben de içindeyken yaşamaya başladığı değişim sürecinin müthiş bir sonucu. Tekrar tebrikler.
  • Microsoft’un burada hareket edebileceği bir alan daha vardı, o da Surface Pro 4 için bir Surface Book Cover çıkarmak. Aynı özelliklere sahip cihazları karşılaştırınca Type Cover‘la alacağınız i5/8GB/256GB bir Surface Pro 4‘ün fiyatı 1.428$ olurken aynı özelliklere sahip, harici ekran kartsız bir Surface Book satın almayı tercih ederseniz 1.699$ ödemeniz gerekecek. Birbirine muhtemelen yakın performansa sahip iki cihazın sadece pil ömrü ve klavyede ayrışarak 250 dolar farkının olması, neredeyse 400 dolara ulaşacak fiyatla bir Book Cover çıkarmalarına engel oldu. Ya da şu an deniyorlar, eğer bu maya tutarsa ileride biz eski Surface Pro kullanıcıları için de bir pilli kapak çıkaracaklar, kim bilir?
  • Bir de artık mobilde oyunun mevcut kurallarına uyarak kazanamayacağını gören bir Microsoft var. Siz de katılacaksınızdır; Microsoft farklı bir şey yapmayı bu yüzden tercih ediyor, Continuum, Surface Book ve HoloLens gibi cihazlarla Apple’ın iPhone’da, iPad’de yaptığı şeyi yapıyor. Temelde yaptığı ürünlerini kıyaslanamaz hale getirerek kendine yeni bir alan yaratmak. Yarattığı bu yeni alanda da istediği gibi at koşturma şansı oluyor, standartları kendi belirliyor.
  • Ve gelelim sözün özüne… Microsoft bunları yaparak ne hedefliyor? Kestirmek çok zor değil: artık kaybetmekten yorulmuş, potansiyelini tekrar farkına varmış ve saldırgan, kazanmak isteyen, bir nevi orta yaş bunalımını atlatıp tekrar hayata 4 elle sarılan bir insan gibi hareket ediyor Microsoft, kendi açtığı kulvarlarda da lideri oynamak ona çok yaramış gözüküyor.

Uzun uzun 2 bölüm oldu ve sizler için Microsoft’un cihazlar tarafındaki rotasını incelemeye çalıştım. Microsoft’u güzel günler bekliyor. İşletim sistemi ve uygulama alanındaki zengin deneyiminin meyvelerini de gidişata bakılırsa hem kullanıcıların hem de yatırımcıların gözünde değeri eski görkemli günlerini görebilir diye de ekleyim.

One more thing… Microsoft’un Surface ve Surface Pro’yu kimin zamanında yaptığını hatırlıyor musunuz? ;)

YouTube Preview Image

[Link: Microsoft nereden koşuyor? – Bölüm 1]

surface_book

Microsoft nereden koşuyor? – Bölüm 1

Microsoft bu yıla hızlı başlayıp hızlı devam ediyor. Yılın son çeyreğine girerken yaptığı 6 Ekim 2015 tarihli lansmanda da yine beni şaşırtmaya devam etti. Bu yazı ve devamında işte bu lansmanda tanıtılanlar ışığında Microsoft’un rotasını anlamaya, anlatmaya çalışacağım.

Şu an okumakta olduğunuz bu ilk bölümde, pek çok teknoloji sitesinde çok detaylı bulacağınız ön incelemelerin bir özetini bulacaksınız. İkinci bölüm ise hemen yarın yayınlanacak ve benim yorumlarımı içerecek ki… Neden hazır bir yazıyı ikiye böldüğümü merak edenleri de bir önceki yazıma beklerim.

Ayrıca yazıya başlamadan önce bir de bilgi vereyim. Bu yazıda farklı bir yöntem deneyeceğim ve tepede gördüğünüz Surface Book fotoğrafı dışında görsel öğe kullanmayacağım. Ürünlerin tümünün bağlantıları yazının en altında olacak. Bu şekilde yazıya daha çok odaklanabilmenizi ümit ediyorum, yorumunuz olursa da beklerim.

Ve şimdi özetler:

  • İlk olarak oturum yeni bir HoloLens demosu ile başladı. Etkileyici ancak 3,000$’lık geliştirici sürümü son kullanıcı için ne kadar uçuk olduğunu söylememe bilmem gerek var mı? 1,000$’a telefon alınan bir ülke için belki de gerek yok ;)
  • Hemen giyilebilir cihazlardan devam ettiler ve Microsoft Band 2‘yi duyurdular. Gorilla Glass 3’lü yeni ekranıyla ve yenilenmiş yazılımıyla daha iyi bir amatör atlet olmanızı hedeflediklerini net bir şekilde dile getirdikleri için ben hemen hedef kitlenin dışında kaldım. Özellikle sınıfında olmayan VO2 veya uyku kalitesi analizi gibi fonksiyonları yabana atmayalım (ya da atmayın). Bir de yeni sensörü var: barometre(!)
  • Onu Lumia serisinin iki yeni ferdi, amiral gemisi 950 ve onun büyük versiyonu 950 XL takip etti. Bu cihazları özel yapan onların 20 megapiksellik kamerası, dev gibi (5.2″ ve 5.7″) canlı ekranları ya da bol çekirdekli (6 ve 8 çekirdek) işlemcileri değil; Continuum fonksiyonu. Bu cihazları henüz fiyatı açıklanmamış ve ne zaman çıkacağı belirtilmeyen (çok yakında!) bir adaptör, Microsoft Display Dock, yardımıyla 3 USB, 1 DisplayPort ve 1 HDMI bağlantısı olan bir PC’ye dönüşüyor. Muhtemelen pek çok insanın evinde ve/ya iş yerinde ek bir bilgisayar almaya ihtiyaç duymamasını sağlayacak bu özellik üzerine gelecekte daha çok konuşacağız gibi düşünüyorum.
  • Buraya kadar sakin ilerleyen sunum Surface Pro 4‘ün tanıtımıyla hareketlendi. Surface Pro 4, bugüne kadar üretilmiş en ince Surface Pro (tanıdık geldi mi?) Ayrıca daha hızlı, emsal gösterildiği ve fiyat seviyesi olarak da akranı sayılabilecek Macbook Air’den %50 daha yüksek performansa, yeni bir dock, klavye ve kaleme.. ve bunları daha da akıcı kullanmamız için daha iyi ve büyük bir ekrana sahip. Teknik detaylar bir yana, zaten hep tuttuğum ve artık rakiplerinin (Apple ve Google’dan bahsediyorum) de taklit ettiği bir cihazı 4. jenerasyonda iyice olgunlaşmış gördüm. Fiyatı da 899$’dan başlıyor, ön siparişler hemen yayından sonra açıldı.
  • Ve son olarak Microsoft’un son yıllarda HoloLens’ten sonra en iyi sakladığı cihazlarından birini tanıttılar: Surface Book. İsminin tanıdık geliyor olması dışında tasarım çizgileri de rakip gördükleri Macbook Pro’ya ne kadar benziyor, siz görün karar verin. Cihazın en çarpıcı özelliği League of Legends‘ı rahat kaldıracak bir GeForce ekran kartı ile geliyor olması (950 ya da 960 serisi olabilir) ve 12 saatlik pil ömrü. Hoş; bir detayı sunumda atladılar: harici ekran kartı 1,499$’lık modelde bulunmuyor ve en az 1,899$’lık modele çıkmanız gerek. Finalde Surface Book’un klavyesini çıkarıp kalemli bir tablet’e dönüştürerek izleyenleri (ben dahil) çok etkilediler. Prestige filmini izlediyseniz daha güzel anlaşılacak, muhtemelen bu güzel kapanış herkesin aklına kazınmıştır

Yazının başında da dediğim gibi, yazıya burada ara veriyorum. İkinci bölümü kaçırmamak için sağda solda bir takım bağlantılar olacak, işte o bağlantılardan takip edebilirsiniz. Görüşmek üzere ;)

[Link: Microsoft nereden koşuyor? – Bölüm 2]

Bahsi geçenler

  1. HoloLens Development Edition
  2. Microsoft Band 2
  3. Microsoft Surface Pro 4
  4. Microsoft Surface Book
  5. Lumia 950
  6. Lumia 950 XL
  7. Microsoft Display Dock
  8. Continuum
wordpress-923188_1920

Bloglar geri mi dönüyor?

Bir şekilde önünüze düşen bu metni nereden okuduğunuzu bilmiyorum. İtiraf edeyim, aslında nereden gelip de gördüğünüzü bilmekte de zorlanıyorum, bu ayrı bir efor gerektiriyor. Ama başlıktaki sorunun cevabını vereyim; sanırım evet.

Çok değil bundan 2-3 yıl öncesine kadar 1 blog sitesi ve 2-3 sosyal ağda yer almanın yettiği bir dünyadan bugün geldiğimiz nokta pek çoğumuzun korkulu rüyası haline gelmişken bir de Facebook Notes çıktı başımıza ancak şimdiden söyleyim bu daha bir başlangıç :)

Bu yazının nereye doğru ilerlediğine gelirsek…

Dün Wired’da bir makale okudum. Burada plogging adını verdiği yeni bir kavramı ortaya atan yazar 140 karakter hızında yaşanan sosyal medya içerik akışının içinde halen daha uzun ifadelerin kendine yer bulduğundan söz ediyor.

Bence haksız da değil. Belki de Tumblr ile başlayan çevrimiçi ortamda paylaşılan içeriğin kısalma süreci, bugün artık Skype, WhatsApp, Snapchat, BiP (aman dikkat) gibi anlık mesajlaşma araçları ve onların çevresinde oluşan caps, emoji, sticker, fotoğraf ve video ile zenginleşen iletişim dili sayesinde iyiden iyiye kelimeler yerini ifadelere bırakırken nasıl bu konuda haklı olabilir ki?

Bu yazıyı yazmaya başladığımda inanın bu fikrin doğruluk nedeni konusunda hiçbir bilgim yoktu ancak bir şekilde önsezilerim evet diyordu. Tabii ki İnternet beni yine hayal kırıklığına uğratmadı ve kısa bir araştırmanın sonunda hazırlanan iki rapora ulaştım, bağlantıları en altta bulabilirsiniz.

İki raporu uzun uzun incelemenizi öneririm. Benim not aldığım kısa kısa 4 madde ise şöyle:

  • İdeal metin uzunluğu 300 kelime
  • En çok tüketilen içerik blog yazıları
  • Fotoğraflar bu içeriklerin tamamen ötesinde ve etkileşimi tetikliyor
  • En çok tüketilen ve paylaşılan içerik tipi de bilgilendirici içerikler

Bir fikri doğrulamaya yönelik çalıştığımı düşünüyor olabilirsiniz(ben de şüphe etmedim değil). Ancak konu hem çok tartışmaya açık hem de araştırmalar 1 yaşında olduğundan ufak tefek eksikleri de olsa bence halen geçerli. 2015’in içerik alanına getirdiği şüphesiz en önemli yenilik video tarafında oldu ki bu da bambaşka bir yazı konusu.

Özetle; bir şekilde halen neden blog yazıldığını ve Facebook’un yıllardır kendi haline terk ettiği kaslarını harekete geçiren gerekçeleri paylaşmaya çalıştım. Yorumlarınızı beklerim.

[Link: What Types of Content Perform Best on Social Media?]
[Link: Content Engagement by Generation]

Panasonic Convention 2013 Notlarım

Panasonic Convention 2013

Blog yazılarımı eskiden beri takip edenler bilir: arada bir yazma orucuna girip uzunca bir süre yazı yazmadığım çok olmuştur. Bu defa da arayı çok açmış olmakla beraber epey yazı biriktirdim ki bunları da önümüzdeki günlerde göreceksiniz.

Gözlerinizi dolduran girizgahın ardından konumuza gelirsek… Geçtiğimiz günlerde Panasonic’in iş ortakları ve basına kapalı olarak düzenlediği bir etkinlik için Fransa’ya, Nice’e gittik(kafile ile). Her ne kadar bu konuyla da ilgili farklı muhabbetler döndüğü kulağıma çalınsa da bu yazının konusu bambaşka.

Geek Talk Radio’yu ve Twitter hesabımı takip edenler bilirler… Bundan evvel pek çok Panasonic fotoğraf makinesini incelemiş, gerek Micro Four Thirds sistem cihazlar, gerekse fotoğraflarını paylaştığım Lumix LX5 ile Panasonic’in ürünlerini bol bol inceleme fırsatım oluyordu. Bu gezide işin rengi değişti, fotoğraf makineleri sınırından dışarı çıktım ve Panasonic dünyasında kısa da olsa bir yolculuk fırsatım oldu.

Bunları yazarken etik amaçlı bir not düşmemde yarar var. Bu yazıyı yazmak için çıktığım seyahatte tüm masraflarım Panasonic tarafından karşılandı. Seyahat sırasında kullandığım fotoğraf makinesi Lumix LX7 de yine halen Panasonic’e ait olan ancak hem orada işimi görmesi hem de deneyimlemem için bana verildi ve geri iade edeceğim. Bu seyahate gelmeden evvel davetlerini kabul ettiğim için teşekkür amaçlı hediye edilen bir adet kulaklığı ise dışarıda olmasa da ofiste veya evde zaman zaman kullandığımı da itiraf edeyim. Maddi değeri konusunda bir bilgim yok ancak bunları bilmenizde yarar olduğunu düşünüyorum.

Continue reading

Geek Talk Radio – S01E19 – Yeni nesil cihazlara genel bakış

Play

Her hafta bambaşka bir konuyla karşınıza gelen Geek Talk Radio’da bu hafta yoğun istek üzerine yeni nesil cihaz dedikoduları üzerine konuştum. Konuşmam uzun, konu sayısı ise haliyle kısıtlı oldu. Bakalım önümüzdeki haftalarda bu öngörülerim ne kadar doğru olacak? Beraber görelim…

  • Yeni iPad mini – neler belli, neler belirsiz?
  • Bir sonraki Nexus telefon kimin olacak? LG Nexus doğru mu?
  • Galaxy Note 2’ye genel bakış – çıkmasına az kalan bu ürünün artıları eksileri neler?
  • Acer Iconia W510 ve yeni nesil Windows cihazlara ilişkin beklentilerim

Track List 

İtiraf edeyim, her hafta farklı bir tema uydurmaya çalışıyor, benzer parçalarla programın müzikal bir ‘ruhu’ olsun diye çok uğraşıyorum :) Bu hafta öyle özel bir tema olmamakla beraber hafif nostaljik hafif eğlenceli parçalardan oluşan bir liste vardı, onları da şöyle paylaşayım:

  • Ron Carter – The Imperial March
  • Barry White – You’re The First, The Last, My Everything
  • Carpenters – Top Of The World
  • Blondie – No Exit (Vocals by Coolio)
  • Juliette Lewis – Fantasy Bar
  • Green Day – Boulevard of Broken Dreams (live)

Bu seferlik biraz kısa ama dolu dolu bir program oldu, bir sonraki programa kadar aman dikkat edin benim gibi hastalanmayın ;)

Önemli linkler:

Geek Talk Radio – S01E18 – Windows 8

Play

Her ne kadar bir Mac kullanıcısı olsam da hayatımın bilgisayarla geçen kısmının sadece 2-3 yılı dışında hep Windows kullandım (deneysel Linux kullanımını saymazsak). Daha evvel bu konuda yazdığım yazıları okuyanlar hatırlayacaktır, halen Mac üzerinde klavye ile kullanımın bir sorun olduğunu düşünen biri olarak Windows 8’i de ilk sürümünden beri takip ediyorum. İşte bu programda son 1 hafta yoğun bir şekilde incelediğim Windows 8’e genel bir bakış yapmayı hedefledik. Başlıklar ise:

  • Windows 8’de yeni neler var?
  • Yeni arayüzün getirdikleri / götürdükleri
  • Charm bar, Picker, Navigation bar ve Application bar… bunlar neler?
  • Diğer yeni arayüz bileşenleri
  • Windows Store
  • Canlı Kutucuklar (Live tiles)
  • Grid Arayüz yaklaşımı
  • Windows 8 için uygulama geliştirme

Track List 

Bu haftanın müzikal teması ise pop/rock/vs. parçaların akustik cover’ları oldu. Hepsini ellerimle tek tek özene bezene seçtiğimden beğendiğinizi umacağım bir liste ortaya çıktı:

  • Açılış artık resmileşmiş jenerik müziğimiz olan Ron Carter – The Imperial March oldu tabii.
  • Raon (PSY Cover) – Gangnam Style
  • Eric Clapton – Layla (Acoustic)
  • Nirvana – About a Girl
  • Everlast – What It’s Like (Live Acoustic)
  • Travis – Hit Me Baby One More Time
  • Gary Jules – Mad World (Acoustic)
  • David Cook – Billie Jean

Bir sonraki programa kadar hoşçakalın ;)

Önemli linkler: