Webrazzi & Techcrunch Meetup Notları

by Burak Bayburtlu on 30 Haziran 2008 · 2 comments

Öncelikle emeğe saygı diyor repleri bütün emeği geçenlere sevgiyle iletiyorum. Pek çok dost yüzü görüp gayet keyifli vakit geçirdiğim konferansın benim için en unutulmaz dakikaları Serdar’ın sazı eline aldığı anlardı. Zaten ondan sonra da fazla kalamadan Bursa yolunu tuttum ya neyse.

Aşağıda canlı aldığım notları elden geçmiş bir şekilde bulabilir, okuyabilirsiniz. Esasında bunları bir ara İnternet’e canlı gireyim istediysem de 2-3 saatlik bağlantı için Swisscom’a 27 Euro ödemeyim dedim. Hoş onun sebebi de biraz benimle alakalıysa da(ne alaka demeyin hiç ;) ) bir klasik olarak yine bir web konferansında açık WiFi bağlantısı yoktu diyebilirim.

Ha bir de.. organizasyonun en önemli olaylarından biri de kuşkusuz Emre Sokullu’nun Grou.ps’un kaynak kodunu açacağını duyurmasıydı. Emre’yi ve Grou.ps’u hakettiği başarıyı yakalaması ve yeni aldığı Series A yatırımın en iyi şekilde değerlendirilmesi dileğiyle tebrik ediyorum.

Notlarım

Arda Kutsal’ın açılış konuşmasıyla başlayan Webrazzi & TechCrunch MeetUp‘ın en etkileyici özelliği şüphesiz 400 kişinin üzerinde katılımın sağlanmış olması. Arda konuşmasında İnternet kullanımının ne kadar hızla büyüdüğünden bahsederken Türkiye’nin Facebook kullanımına yönelik eğilimlerine de değindi. Genç nüfusun çok yaygın olması nedeniyle sosyal uygulamaların çok başarılı olduğundan da bahsederken şu çarpıcı istatistikleri de verdi (Kaynak Universal McCann imiş)

  • %69.6 aktif internet kullanıcısı
  • %39.2 blog sahibi 
  • %66 sosyal ağlarda profili var 
  • %48.4 fotoğraf paylaşıyor
  • %41.2 video paylaşıyor 
  • %93.4 online video seyrediyor

Arda konuşmasını sonlandırırken e-ticaret pazarıyla ilgili hedeflerin daha yüksek olmasını ve halen potansiyel olduğunu da vurguladı. 2007′de 3 milyar dolar olan pazarın 2010 hedefinin 10 milyar dolar olduğunu hatırlatırken hedef kitlenin 2012 yılında e-ticaret alanında patlama yaratacak seviyeye ulaşacağını da ekleyen Arda, 3G, mobil ödeme(ek: yapılacak deniyor ama Turkcell üzerinde Mynet’te hayata geçti bile) gibi yenilikler ve iPhone, Paypal ve Amazon gibi markaların Türkiye’ye girmesiyle İnternet dünyasının daha da canlanacağına işaret etti. Önümüzdeki 4 yılın çok değerli olduğu, söylediklerinin özetiydi.

İlk panelistler sevgili Alemşah ve Özgür’ün yanı sıra Kariyer.net’ten Ayça Arsan, Pilli’den Aylin Yalçınkaya ve Rakı Sofrası’nın yaratıcısı Can Karatopraktı.

Aylin Yalçınkaya, sosyal ağlar ve kullanıcı içeriğinin ne kadar başarılı olduğuna değindi. Firmalar kendilerine gelse de reklam anlamı taşıyan içerikleri istek üzerine yayınlamadıklarından bahsetti. Farklı reklam modellerinin başarıyı getirdiğine değinen Aylin Hanım’ı ve Pilli ekibini, Türkiye’deki en etkin reklamlardan biri olan etiket reklamını uzun zamandır takip eden biri olarak yeri gelmişken tebrik etmem gerek. Bir diğer önemli reklamları da Nokia’nın Sosyomat üzerinde yaptığı viral kampanyanın başarısızlığından bahsetti. Özellikle Nokia için tatminsiz olmasının en önemli sebebi bir ödül veya cazibeye olan ihtiyaçmış. Belki de konumlandırmayı tekrar değerlendirip, insanları cezbetmek de mümkün olabileceği görüşünde hemfikir oldular.

Kurumların sosyal mecralardaki en önemli endişeleri bu platformlarda kendilerinden kötü bahsedilmesi ve firmanını bu görüşlerin yanında konumlanması olduğunu hepimiz farkındayız. Örneğin Alemşah’ın da bahsettiği Yaman Gezgin Kayboldu kampanyasında yaşanan en ufak bir sorun bile ajansla firmanın arasında soruna yol açabiliyor. Ancak doğru sosyal kurguların hayata geçirilmesi kullanıcıların hem ürünü hem de kampanyayı sahiplenmesine kadar gidebiliyor. Alemşah ve Özgür de bu havucun önemine değindi.

KariyerNet’ten Ayça Hanım ise firmanın Facebook uygulamasından bahsetti. Bu uygulamanın vurucu özelliği kullanıcıların listelerindeki arkadaşlarını çalıştıkları şirketlere göre sınıflandırarak listelemesi. İş dünyasına katma değer yaratacak yönü de bu. E-Fabrika ekibinin Kariyer.net’le beraber hayata geçirdiği bu uygulama aktif kullanıcı sayısı 133 civarında gezerken uygulamayı 16.000 kişi yüklemiş durumda. Klasik kampanyalardan çok daha fazla katkı sağladığı düşünülüyorsa da sosyal özellikler kanımca yeterince kullanmayan bu uygulamaya daha eklenebilecek çok şey var – en azından benim görüşüm bu yönde. Yine de firmanın bu uygulamadan oldukça tatmin olduğu hissine kapıldım, alan memnun satan memnun olduktan sonra daha fazla konuşmaya gerek yok değil mi :)

Bir diğer başarı hikayesi olan Rakı Sofrası’nın yaratıcısı Can Karatoprak projenin büyüme hızının Türk kültürünün doğru analiz edilmesi ve viral etkisi yüksek bir uygulama olmasına bağladı. Özgür Alaz ise bu noktada havucun her zaman maddi olmayacağını, manevi tatminin de itici güç olduğunu ekledi (ya da başka bir yerde ekledi, not alırken “buraya yazmak daha güzel daha tatlı oldu” diye not düşmüşüm)

Genel olarak ilk oturumdan benim elde ettiğim birkaç çıkarım var. Bunları vurgulamak gerekirse:

  • Sosyal mecralarda etik sahibi bir tarz benimsenmeli
  • Kullanıcılara doğru havucu sunmalı ki bu hem maddi hem manevi olabiliyor
  • Ürünün konumlandırılması doğru yapılmazsa başarısızlık da beraberinde geliyor
  • Viral özelliklerin doğru kullanılması hep unutulan bir nokta, Rakı Sofrası’nın başarısının arkasında bu yönü iyi değerlendirmesi var

İkinci panelde de yine tanıdık isimler vardı. Ekşi Sözlük’ün de avukatı olan Başak Purut’a, sevgili Burak Büyükdemir ve Serdar Kuzuloğlu ile TBD İstanbul Şubesi YK Üyesi Av. Ceyda Cimilli Akaydın eşlik ediyordu.

Başak Purut’la başlanan panelde Başak Bey’in Youtube’un avukatlarıyla kurduğu diyaloga değindi. Özellikle Abant’ta yapılan görüşmenin sonuçsuz sonlanması hepimizin tepki gösterdiği konulardan biriydi. Bu noktada Burak Büyükdemir “müstehcen” konusuna değindi. “Eleştiride haklısınız ama çok dar kaldı” diyen Başak Purut, Telekom kurulunun ilgili kanunundan dem vururken biraz sert çıkıştıysa da yasalara karşı tepkili herkes iyi kötü Burak’ın duygularını paylaşıyor. Zaten dar kalmasının sebebi birer hukukçu olmamamız, bu noktada da Başak Bey gibi pek çok hukukçuya daha ihtiyacımız olduğu kesin.

Bu noktada şu gerçeği hatırlamakta yarar var. Ülkemizde belli kanunların esneklikleri kullanılarak basit bir içerik yüzünden bile site kapatmak yasal olarak çok kolay. Bu yüzden bizlerin yazdığı her kelimeye dikkat ediyor olması da yeterli değil. İnternet’te yayınladığınız bir içeriğin hukuk yönünden gazeteden farksız olmaması, sizi özellikle toplum önünde hakarete, ifşaya kadar uzanması gibi bir sürü sorunla karşı karşıya bırakıyor. Bu yüzden hepinize tek tavsiyem var: sadece yazdıklarınıza değil yazılanların kaynakları konusunda bile çok dikkatli olun.

TBD’nin konuyla ilgili görüşü ise ilginçti. Av. Ceyda Hanım’ın açıklamalarına göre “Haymana Resort”‘ta “laf üreten” TBD’nin çok ağır pazarlıklar yapmasına rağmen sadece hafif değişiklikleri yasalandırma imkanı bulduğunu öğrendik. İnsanların eğitimine de katkısı olan TBD’nin eğitimlerinin daha da artması gerektiğini, topluluğun talepleri doğrultusunda şekilleneceğini de burada vurguladılar. 

Telif hakkı konusunda eksik olmadığından da bahseden Ceyda Hanım, yasanın aslında işin çerçevesini çizmek zorunda olduğuna dikkat çekti. Özellikle hepimizin de kabul edeceği üzere 50-55 yaş seviyesindeki savcı ve hakimlerimizin bilişim konusundaki bilinç eksikliğinin en büyük sorun olduğunu dile getirdi. Ne diyebilirim, sonuna kadar katılıyorum.

Yine de önemli bir gelişme: yeni alınan hakim ve savcı adaylarının yurtdışında psikoloji, bilişim gibi alanlarda eğitimlere gönderilmesi, polisin ise bilişim polisi yetiştirme konusunda çalışmalar sürdürdüğünü duymak çok güzel. Bu noktada bilirkişi eksikliğinden uzuuun uzun bahseden Ceyda Hanım’ın mesajını da ileteyim: eğer bilirkişi olmak isterseniz Adliye’deki bilirkişi listesine kabul edilmek gerekiyor, bunun için muhtemelen Adalet Bakanlığı web sayfaları size yol gösterici olacaktır.. 

Ceyda Hanım’dan sazı eline alan Serdar Kuzuloğlu özellikle yeniliklerin önemine vurguladı. İnternet’in içindeki insanların bile devinimi yakalayamadığını düşünürsek hakim ve savcıların bu hızı yakalamasının mümkün olmayacağına değindi. İnternet’in doğruları da tıpkı bunun gibi. Gazeteciliğin en önemli özelliği de “p..ta p..t demeden p..t olduğunu hissettirmek” derken salon resmen inim inim inledi (sonra Recep İvedik’te çok küfür var diye karşı çıkarız, küfüre herkes gülüyor bu ülkede, neden kızılıyor ki bu kadar?)

Neyse geyik bir kenara, Serdar’ın hukuk konusunda vurguladığı en önemli konu İnternet’in çok fazla yatay kitlelerden oluşması oldu. İnternet’te yayınlanan her içeriğin etkisi televizyon ya da gazete gibi ağır değil. Devletin gerçek dünyadaki hakimiyetini kurarken bunu da göz önünde bulundurması şart, aynı refleksleri göstermemesi gerek de diyor olmalı, doğru da diyor.

Neyse işte, buradan sonra kalkıp gitmek, buz kesen salondan kendimi sıcak kokteyl salonuna atmak istedim. Oradan da “bugün bu kadar konferans yeter” diye mekanı terkettim. Konuyla ilgili pek çok yazıya Google’da “Webrazzi & Techcrunch Meetup” aratarak ulaşabilirsiniz. Benden bu kadar!

{ 2 comments… read them below or add one }

1 Yuce Zerey 01 Temmuz 2008, 09:03

Sevgili Burak,
Valla ellerine sağlık bu kadar güzel not tutulur çok iyi oldu.

2 Alber 03 Temmuz 2008, 16:18

Burak,
Notlar için çok teşekkürler. Gerçekten çok makbule geçti.

Leave a Comment

Additional comments powered by BackType

Previous post:

Next post: