• Derin Sosyal Medya

    by  • 06 Nisan 2009 • Web 2.0 • 11 Comments

    Sosyal Medya

    Bu haritada tanıdığınız bir sürü sitenin simgelerini göreceksiniz. İşte sosyal medya, bu haritada adı geçen ve geçmeyen tüm araçlarla sesinizi duyurup size ilgi duyan insanlarla etkileşim içinde bulunmanızın genel adıdır. Sosyal medyada kişi, kurum, organizasyon – aklınıza ne gelirse varolabilir. Geleneksel medyanın aksine her zaman etkileşimli ve bununla beraber riskli de bir mecradır. Sosyal medya, sosyal hayatın ta kendisidir – acısıyla da tatlısıyla da.

    Bu ön bilgiyi de verdikten sonra gelelim konumuza. Son günlerde blog yazarlarının başını çektiği Türk sosyal medya camiası fokur fokur, kazan gibi. Kazandaki su fazla kaynayınca biliyorsunuz – taşar ve altındaki ateşi söndürür, su yavaş yavaş soğur ve hiç ısınmamış gibi buz keser, yola çıkış amacından uzaklaşır. Hele hele gaz kendi kendine kesilmezse çakacağınız ilk kıvılcım ortalığı darmadağın eder.

    Ben bunu istemiyorum, bu yüzden de bu satırları yazma gereği hissediyorum.

    Biraz hafızaları tazeleyecek olursak; dünyanın en önde gelen markalarından biriyle tanıştığımda 2007 yılının sonuna yaklaşıyorduk. Türkçe bir teknoloji blogu tutmaya başlayalı neredeyse 2 yıl olacaktı. O günü hiç unutmam ve hayatımın bir grafiği olsa sıçrama anlarından biri olarak hatırlarım. Ancak son 1 haftaya yakın süreyi Friendfeed ve bloglardaki yazışmaları gözden geçirdikten sonra benim hayatımın en önemli olayları arasında sayabileceğim hatıraların aslında dışarıdan hiç de hoş gözükmediğini anladım.

    Anladım ama nasıl anladım? Yanılmıyorsam Mart (2009) başında aldığım bir davete olumlu yanıt verirken bugün sosyal medya kazanının bu şekilde kaynayacağını beklemiyordum. Davet büyük bir tatil merkezindendi ve benim gibi pek çok blogcuyu 4 günlük kısa bir kaçamağa davet ediyordu.

    Yıllar önce öğrendiğim önemli bir terim var: empati. Sadece öğrenmekle kalmadığım ve karşımdakini anlamak için kurduğum bağa empati deniyor. Empati kurmak her zaman o kadar kolay değil. İnsanlar özellikle klavye başına geçip de satırları döktürürken karşısındakiyle empati kurmayı bırakın, insan olduğunu bile unutabiliyor. Daha deneyimsiz ve heyecanlı iken içine çok az da olsa düştüğüm bir hatadır, siz de düşününce kendi hatalarınızı hatırlayacaksınız.

    İşte empati yoluyla (ve tabii sevgili Deniz Oktar ile yaptığım uzun telefon görüşmesiyle) şu an bu kısa kaçamak sonunda olanları ve verilen tepkileri daha iyi anlayabiliyorum. Önce bunları madde madde paylaşayım:

    • Bizler kriterleri şeffaf olmasa da büyük bir şirket  tarafından tamamen şirketin değerlendirmelerine dayanan bir seçim sonucu tatile gittik. Kriterlerin şeffaf olması gerektiğine inanmıyorum, inanan varsa beri gelsin.
    • Başlangıçta her şey güzel gidiyorsa da muhalif sesler duymaya başladığımızda ilk günümüzü tamamlamış, tabiri caiz ise pelte gibi kendimizi diskoya atmıştık. Çok eğlendiğim bir gecenin ardından güç bela odaya çıkıp yattığımda canım halen hiç sıkılmamıştı.
    • Ertesi gün ise her zamanki gibi geçiyordu – sadece “@Kanyon Starbucks” değil de “@Rixos Premium Belek” yazdık. “kahve içiyorum” değil de “diskoda eğleniyorum” yazdık. Yeni aldığımız kek kalıbının değil de az sonra içine atlayacağımız havuzun fotoğrafını çekip gönderdik. Yani yine hayatımızı Friendfeed ve Twitter üzerinden paylaştık. Geçen yıl iki dostumla yaptığım Food Trip 2.0′dan tek farkı o seyahatin masrafını cebimizden yapmamızdı.
    • İşte ne olduysa o zaman oldu. Biz cevap vermedikçe yazılan muhalif sesler, daha da gür çıkmaya başladı. Hikayeler yazıldı, listeler yapıldı, isimsiz hesaplar ortaya çıkıp önüne gelene yorum yaptı, block ve hide’lar havalarda uçuştu.
    • Bütün bunlar olurken itiraf edeyim, bunları yazanlardaki empati eksiği nedeniyle canım sıkıldı, bozuldum, “ne yapıyorum ben” diye kendime sordum. Hatta hem açıktan hem içimden “acımızdan mı geldik buraya! bunlar ne biçim insanlar?” diyerek veryansın ettim.

    Ancak direk olarak isim vermeden, beni doğru dürüst tanımadan direk beni ve kendimi parçası hissettiğim topluluğu hedef alan yazılar yazıldığında pek çok kez klavyeye sarılacakken durdum – beni durduran dostlarım, sağolun, bu sayede daha sağlıklı bir değerlendirme yapma fırsatım oldu. İşte zaman içinde süzgeçten geçirip önemli olduğuna inandığım 3 konu:

    • Eğer gerçekten bir takım şeyleri birilerinin yaptığına inanıyorsanız siz isim ve örnek vermedikçe, mesela “Burak Bayburtlu inceleme yapmak için Xxxxxx firmasından para almış, ona kıyak geçmiş, yüksek puan vermiş, kötü yanlarını gizlemiş” diyemeyecekseniz,  o yaptığınız yorumlar, yazdığınız hikayeler, havaya uçup gidiyor. Eğer söyleyecek bir sözünüz varsa çıkın söyleyin, bir de açıklamasını dinlemeye zahmet edin. Ben sizin o yazdığınız gibi kimseyi tanımadığım gibi kendim de öyle değilim. Kim neden üzerine alınsın? (ilgili yazılar: 1, 2, 3)
    • Yazacağım da yazamıyorum diyenler: yazacağınız varsa yazın, heyecanlı oluyor, ben de muhakkak kendimden bir şeyler katarak yazılarınıza katkıda bulunurum. Ancak böylesi “bir yazsam karşıki dağlar yıkılır, çok can yanar” tavrı komik oluyor. Komik olmayın, dökün içinizi, rahatlayın. Unutmayın: laf ortaya söylenmez, ortaya salata söylenir, lafınızın arkasında durun, boşlukları doldurun (ilgili yazı)
    • En çok şaşırdığım suratsız troll’ler ve onlara kızan dostlar. Sevgili dostlar için bir troll listesi tutuyorum (bkz: http://tinyurl.com/fftrolls) – geri kalan her şey için block yeter. Yüzü olmayan 10 dakika önce açılan FF hesaplarını açanlar: azıcık şahsiyetli olun, yaptığınızın altına imzanızı atmadıkça olgunlaşamazsınız.

    Etikten bahsederken lütfen önce kendi etiğinizi gözden geçirin, iğneyi kendinize çuvaldızı başkasına batırmayın. Açık olun, yürekli olun, dürüst olun, kimse kucaklamasa ben sizi kucaklarım.

    Related Posts with Thumbnails

    Comments

    Powered by Facebook Comments

    About

    Bloguma hoşgeldin, buraya kadar yazıyı okuduğuna göre seninle ortak bir tutkumuz var: teknoloji! Bu yüzden tavsiyem beni Twitter'dan takip etmen olacaktır. Görüşmek üzere.

    http://burak.com/about/

    11 Responses to Derin Sosyal Medya

    1. 06 Nisan 2009 at 05:36

      Sevgili Burak;
      Her satırına yürekten katıldığım, okurken “helal sana” cümlesini esirgemediğim yazın için teşekkürler. Paylaşımlarla zenginleştiğimiz keyifli ortamları, anlamsız ve saldırgan tavırlarla kirletenleri akl-ı selime davet etmişsin. Umarım ne demek istediğini anlayabilirler. Tekrar teşekkürler, yazdığın ve paylaştığın için.
      Sevgi ile kal…

    2. Burcu Kaptan
      06 Nisan 2009 at 08:22

      Burakcım, Yazdıklarına sonuna kadar katılıyorum. Markalar tarafından satın alınıldığını düşünmek ancak dediğin gibi savunmadığın bir fikri yazdığın zaman ortaya çıkar. Ben hem blog hem de marka tarafına dahil olan biri olarak bunun tamamen blog yazarında bittiğine inanıyorum. Etkinliğe mi davet edildim, çikolata mı gönderiler, beğenirsem, beni takip edenerin ilgisini cekeceğini düşünürsem blogumda paylaşırım. Kötü deneyimse onu da yazarım çünkü bilirim ki markalar ona da değer verir. Velhasıl-i kelam bunlardan rahatsız olan arkadaşlar bu davetlere gelmemekte ya da kendilerine gelen paketi kabul etmemekte özgürler. Rahatsızlarsa öyle de yapmalılar:)

    3. 06 Nisan 2009 at 08:39

      Yukarıda sıralanan 3 konunun ilkinde göndermesi yapılan 4 yazıda “etik” sözcüğününü ilk kullanan ve yalnızca bundan bahseden biri olarak, yazının son bölümüne şöyle yanıt vereyim.
      Bu bir eleştiridir. Çamur at izi kalsın değildir. Eleştiriye kantarın topuzu kaçırarak yanıt vermek, gereksiz polemik oluşmasına yol açar.
      Özelde düşünecek olursak, verilen hediyeyi kabul etmek, çağrılan yere gitmek kişinin seçimidir. Sunulan ürünün iyiliğini ya da kötülüğünü değerlendirirken adaletli olmak özünde kişiye yarar sağlar.

    4. 06 Nisan 2009 at 09:18

      Burak, bence senin üzerine alınacağın hiç bir konu yok, moral olarak etkilenmen normal, ama hem sen kendini biliyorsun, hemde seni takip eden kitle.

      İnsanların burada anlamadığı konu, markalar bloggerlara, küçük/büyük hediyeler verecekler, bu hediyelerin amacı bizi iyi, olumlu, harika yaz değil, olduğu gibi yazman içindir. Eğer bloggerlar bunu böyle yapmıyorsa o zaman problem var demektir.

      Gazetecilerden bahsetmişler. Yurtdışında gerçekleşen büyük fuar bütçelerini gazeteciler cebinden mi karşılıyor? Yoksa xxx firması kendilerinin tüm masraflarını karşılayarak onları fuara mı davet ediyor. :)

      Bana çok argo bir tabir olarak gelsede Volkan’ın dediği gibi delikanlı gibi yazıyorsan problem yok.

      Sen hiç moralini bozma…

      Selamlar.

    5. 06 Nisan 2009 at 10:30

      FF’ye yazmıyorum bu defa yorumumu. Çok tartışılmış, okumayı dahi düşünmüyorum. Diğer tartışmalardan da uzak kaldım zaten.
      Güzel yazmışsın. Onu diyecektim. (:

      Benim konu genelinde tek endişem, markaların hızla bloglara sarılıp hem kendilerini, hem blogları bitirmesi. Bunun da Rixos ile bir ilgisi yok.

      Takılmayın da fazla. Mis gibi eğlendiniz. Kaçmasın tadınız..

    6. 06 Nisan 2009 at 10:54

      Sevgili Burak,

      Uzun yıllardan beri takipçin olarak kendini oldukça iyi kanıtladığın bir yerde bulunuyorsun ve internet de eskisi gibi saygısı olan bir yer değil. Doğal olarak senin konumunu bilmeyenler istedikleri gibi yazmayı sürdürüyor diye düşünüyorum. O yüzden enseni karartma ve kafanı bu konulara çok fazla yormadan bildiğin şekilde devam et.:)

    7. Suat Bayburtlu
      06 Nisan 2009 at 20:10

      Sevgili oğlum,
      İnsanın düşüncelerini açık yüreklilikle, diğer insanlarla paylaşması, onları dinlemesi, anlaması ve bilgi derinliğine dayalı görüşlerini sunması ne güzel şeydir.
      Ancak unutmamak gerekir ki,ilkel insan düşünemediği için somut yaklaşımlarda bulunabilmektedir. Ancak gelişmiş insanlar düşünebildikleri için soyut yaklaşımlarda bulunabilirler.
      Evrim geçirmek gelişmektir.
      İletişim sürecinde bu önemli hususun göz ardı edilmemesi çok önemli ve etiktir.

      Sevgilerimle oğlum,

    8. 06 Nisan 2009 at 23:05

      Sevgili dostlar, bu konuda bütün bir gün ağzını açıp da bir şey söylemeyen, konuşacak iki satır kelamı olmayanlar tabii ki canımı sıkmayacaktır. Benim içim rahat ancak kalkıp da bizi tatile davet ettikleri dönemde bunları yazmaları dahi ne kadar samimiyetsiz olduklarının ispatıdır. Sağolun, hep varolun :-)

    9. 06 Nisan 2009 at 23:06

      Sevgili babacım, bilgeliğin her zaman ışığım olacaktır. Teşekkür ederim her şey için.

    10. 08 Nisan 2009 at 08:30

      awwww cry babiessss, look how cute they are. Abi ama FF ve benzeri mikro seyler biraz absurd; yani mikrolastikca `giydirme` battleground’u oluyor, cunku hizli, bence yani. Sana Kylie ablamizdan ‘Where The Wild Roses Grow’ yolluyorum, FF/benzeri dertlerin icin… Gulu seven dikenine de katlanir _ike_ine de gercegi uzucu olsa da parca yardimci olabilir keh keh.

    11. 19 Nisan 2009 at 08:32

      Ben pek olayların içinde değilim. Yalnız söylebileceğim birşey var ki o da etikten bahseden bazı arkadaşların zamanında, Msn Spaces’daki yazılarımı olduğu gibi kopyalayıp günümüze kadar geldikleridir. Kendileri beni bilgi paylaşım amaçlı blog yazmaktan tamamen soğutmuş olup günümüzde kendileri de yazılarının olduğu gibi kopyalanmasından müzdaripler ve konularda “etik” kelimesini ağızlarına alıp atık tutmaktalar.

    Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir