Geç olsun güç olmasın: Nokia N9 İncelemesi

by Burak Bayburtlu on 09 Aralık 2011

in İnceleme,Akıllı Telefonlar,Mobil cihazlar


Nereden geldik?

Nokia’nın cihaz ailesinde çok özel bir yeri olan Maemo platformu, bundan yıllar evvel, 2005’te duyurulmuş, sonbaharda da tüketiciye ulaşmıştı. Maemo, tablet bilgisayarlar için tasarlanmış bir Linux dağıtımı olarak pek çok açık kaynak projeyle de desteklenmiş, uzunca bir süre piyasadaki en taşınabilir tabletlerde kullanılmıştı.

Bu dönemde ben de bir Nokia 770 edinmiş, ancak akıllı telefonların gitgide gelişmesiyle önce Nokia N93 sonra da 2007’de iPhone’a geçene kadar giderek daha az kullanmıştım. O dönemlerde cebinize sığacak boyutlarda bir tablet fikrine sıcak baksam da bugün artık iPad’in açtığı tablet ufkunun derinliğinde bu tip bir ürünün yerinin kalmadığını düşünüyorum.

Nokia, Maemo ile ilgili stratejisini zaman içinde değiştirdi. Nokia 770, N800, N810 gibi tablet cihazlar, 2009’da duyurduğu Nokia N900’le beraber tabletten smartphone’a geçişe karar verdi. Daha sonra da Intel ile yaptığı işbirliği kapsamında Maemo ve Moblin platformları, MeeGo adı altında birleşti.

Bugün neredeyiz?

MeeGo platformu açıklandığında herkes bunun Android veya iOS’a karşı nerede duracağını merak ediyordu. Kısa bir süre sonra Maemo 6 için tasarlanan arayüzün MeeGo/Harmattan olarak Nokia N9’da kullanılacağı ortaya çıkınca her şey daha net hale geldi.

MeeGo ailesinin bir parçası olsa da Nokia N9’da kullanılan arayüz, standart MeeGo arayüzünden farklı. Ne yalan söyleyim, görenlerin ilk tepkisi “aynı iphone” ya da “aynı android” şeklinde olduğundan birkaç temel özellikle başlayayım.

Öncelikle Nokia N9’un üç ana paneli var: olaylar, uygulamalar ve açık uygulamalar. Bu paneller arasında gezmek için ise parmağınızı ekranın bir kenarından diğer kenarına kaydırıyorsunuz. Bu kaydırma hissi, tıpkı bir iPhone’da kilit ekranını açar gibi ve bombeli ekran sayesinde oldukça keyifli. İsterseniz şu Swipe  arayüzüne bir bakalım:

YouTube Preview Image

Olaylar ekranında Facebook ve Twitter’da olan biteni takip etmek ve hava durumunu görmek mümkün. Uygulamalar ekranı ise iPhone’dan çok Android’in standart arayüzüne benziyor ve ekranı aşağı kaydırarak uygulamaları görebiliyorsunuz.

Sistemle beraber gelen uygulamlarda ise müthiş bir sadelik hakim. Ancak bu sadelik bir miktar fonksiyonlara da yansımış. Mesela telefonla gelen Twitter’da bir fotoğraf paylaşma özelliği yok. bunun için Twitpic’e mail yoluyla fotoğraf göndermek en pratik çözüm.

Tarayıcı ile web sayfalarını gezmek bir iPhone ya da Android’de gezmekten çok farklı değil. 1 GB RAM’e rağmen büyük sayfalarda biraz ‘çatlıyor’ gibi oluyorsa da bunun güncellemelerle çözüleceğini tahmin ediyorum. İlk iPhone’u veya Android’i düşününce durumun hiç de kötü olmadığına sizi temin edebilirim. Sadece tarayıcı değil, aşağı yukarı tüm uygun uygulamalarda multi-touch kullanabiliyorsunuz.

Senkronizasyona gelirsek, ben takvim, rehber ve epostalarımı Google ile senkronize ediyorum. Bütün bunları aynı iPhone rahatlığında Microsoft Exchange protokolü üzerinden gerçekleştirmek mümkün oldu. Müzik veya diğer medya dosyalarını transfer etmek için ise masaüstüne bağladığınızda farklı seçenekleriniz var. Standart bir dosya transferiyle işi çözebileceğiniz gibi Nokia Link uygulaması ile de senkronizasyon gayet mümkün (Windows ve Mac destekli)

Yazılım desteği ise yazının sonunda değineceğim bir konu. Ancak kısaca şunu söylemem lazım: Symbian’dan geri kalır yanı yok. Foursquare veya Skype gibi artık endüstri standardı haline gelen servislerin uygulamalarını bulmakta zorlanmıyorsunuz. Kullandığım süre zarfınde eksikliğini hissettiğim tek uygulama tabii ki Instagram oldu.

Biraz da donanım

1 GHz ARM mimarili Cortex-A8 işlemci (CPU) ve Power VR 3 boyutlu grafik hızlandırıcı (GPU) sayesinde bütün işlemler çok akıcı şekilde gerçekleşiyor. Platformun esnekliğinden faydalanan ve tüm özellikleriyle uygun olmayan uygulamaların bazen arka planda çalıştığını görsem de bir uygulamayı arka plana gönderdiğinizde tıpkı iPhone’da olduğu gibi o uygulama sistem kaynaklarını tüketmiyor. 1 GB RAM şöyle bir bakınca pek çok netbook’ta bile ilk dönemde olmayan bir hafıza miktarı, gündelik kullanımda yeterli oluyor. Benim yaşadığım bir problem telefonu ilk açtığımda bir süre çok hızlı tepki vermiyor olması ve uzun süre Twitter kullanınca bu uygulamanın yavaşlamasıydı. Böyle durumlarda telefonda açık tüm uygulamaları kapatmak çözüm olabiliyor.

Bu gibi detayları veriyorum çünkü benim için bir smartphone her şeyden önce bir telefon ve herhangi bir uygulamanın arka planda enerji tüketip pilimi bitirmesi en büyük kabusum. Nokia N9’da bu problem daha kaliteli uygulamalar ile söz konusu olmayacak gibi duruyor.

Hazır yeri gelmişken: Nokia N9’un bence yumuşak karnı pili. Güçlü de olsa içinde gelen pil, iPhone 4’te bir tam günü dışarıda geçirebilen biri olarak beni yarı yolda bıraktı. Üstelik iPhone 4’teki kadar sık açıp kullanmadığımı düşünürseniz bunu elimizdeki ürünün bir ön sürüm olmasına bağlamak istiyorum.

Ancak pilin bitmesi bir kenara, harika bir ekranı var Nokia N9’un. En kısık haliyle bile kullanabileceğiniz bu ekran, daha önce de söylediğim gibi bombeli camdan ve cihaza çok şey katıyor.

Kameraya gelirsek: ne çok iyi, ne çok kötü. Çektiği fotoğraflar iPhone ya da üst seviye bir Android cihazdan çok ileride değil. Flash’ı ise insanların gözünü kamaştıracak kadar kuvvetli. Yalnız renklerde alışmadığım bir solukluk gözlemledim, tamamen kişisel görüşümdür, belki de sadece alıştığım gibi olmaması beni rahatsız etti. Ön taraftaki kamera ile görüntülü arama yapılabildiğine dair bir rivayet olsa da sanırım farklı sürümler kullandığım için pek muvaffak olamadım.

Nokia’nın altını en çok çizdiği NFC, yani kısa mesafe temassız iletişim teknolojisi henüz yerini bulmadıysa da gelecekte Bluetooth kadar yaygınlaşacağına inandığım bir teknoloji. Yakında güzel örnekler göreceğiz, bunların hepsi en geç 2 yıl içerisinde olacak.

Sadede gelelim

Nokia N9, 2007’de iPhone çıktıktan 1 yıl sonra raflara çıksa idi bugün alternatif bir geleceği yaşıyor olabilirdik. Ovi store’un geldiği nokta, Nokia’nın donanım tasarımı ve tedarik zinciri konusundaki efsanevi başarıları, dağıtım ve içerik ağının genişliği, sadece iPhone ve Apple’ı değil, Android’e bel bağlamış Samsung, LG, HTC, Motorola ve tabii ki Google gibi dünya devlerini de çok zor duruma sokabilirdi.

Ancak bugün Nokia N9, gelecekte başka MeeGo/Harmattan arayüzlü cihazlar olmayacağını da düşünürsek bu cihazın 50 yıl sonra ciddi bir koleksiyon değeri olacağını söylememde fayda var. Alacaksanız bu yüzden bile alabilirsiniz.

En çok gelen soruya da yeri gelmişken cevap vereyim. Bu cihazı almalı mıyız? Bence eğer sürekli telefon değiştiren ve en ilginç, en şık telefonlara meraklı bir insansanız bence denenebilir. Ancak alıp da 2-3 yıl kullanayım diye bakıyorsanız smartphone’a, uzun vadede canınızı sıkabileceğinin de altını çizmem gerek.

Özetle tercih sizin ve bu tercih epey zor bir tercih olacak ;)

Neden ama neden?

Çünkü Nokia, her toplantıda ve görüşmemizde altını çizdiği üzere, N9 ile aslında Windows Phone’a geçiş sürecindeki bir boş dönemi doldurdu. Bu dönemde elde edilen deneyim ise Nokia Lumia 800’ün donanımında ve yazılımında kendine vücut buluyor. Açık konuşmam gerekirse Nokia ve Microsoft işbirliği, önümüzdeki yıl piyasada bir oyuncunun daha olmasını garantilemiş durumda. Bu yüzden müsterih olunuz.

 

Related Posts with Thumbnails

Previous post:

Next post: