Microsoft nereden koşuyor? – Bölüm 2

Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu yazı 2 bölümlük bir serinin 2. bölümü. Bu nedenle eğer burada bahsettiklerim size bir şey ifade etmiyorsa bir koşu gidip ilk bölümü okumanızda fayda var. Eğer okuduysanız da kaldığımız yerden devam ediyoruz…

Ne demiştik en son? 2015 Microsoft için hızlı ve yenilik dolu bir yıl olurken yenilikleriyle herkesi şaşırtmaya devam ediyor. İlk bölümde bahsettiğim ürünlerin bir de benim bakış açımdan değerlendirmeleri, umarım yazının başlığındaki sorunun cevabını da içerecek, görelim bakalım:

  • Sondan başlayalım… Microsoft şüphesiz müthiş bir lansman yaptı ve tanıttığı ürünleri tanıtış şekli bile değişmiş, eski şirketimi tebrik etmek istiyorum – bu kadar sürede herhalde ancak bu kadar değişilebilirdi. Hele bir Bryan Roper karakteri var ki… bence gecenin yıldızı oydu (tabii Surface Book‘tan sonra)
  • Surface Book müthiş bir cihaz olmuş. Benzer bir cihazı herkes Apple‘dan beklerken Microsoft‘un bu yaptığı atılıma, önceki yıllardaki donanım fiyaskolarını da düşünürsek (Microsoft Kin gibi) şapka çıkarmak lazım.
  • Yine de kafamda oturmayan bir şey var ki… neden halen açık seçik fiyatlar ve ürün özellikleri sunum esnasında yazılmıyor? Ne amaçlanıyor? Bilemiyorum. Buradan da hemen ilk maddedeki verdiğim yıldızlı 5’in yıldızını bu vesileyle alıyorum.
  • Surface Pro‘da alışılmışın dışında bir atılım olduğunu da söylemem lazım. Benim beklentim SP1’den SP2’ye geçişteki türden bir değişim olması yönündeyken ortaya çıkan cihaz bambaşka ve her yönden üstün bir cihaz olmuş. Ayrıca tasarım dilinde de Apple’dan hafif de olsa kopya çekildiğini arkadaki logo’nun parlak metalden olmasına bakarak bile söyleyebiliriz.
  • Lumia 950 XL ve Microsoft Display Dock ikilisi müthiş çalışıyordu, en azından demoda. Her ne kadar bazı Android cihazlarda ve Kickstarter projelerinde hayata geçirilmiş/geçirilmeye çalışılmış da olsa, ilk ortaya atan Blue Dock‘tan bu yana en başarılı uygulama gibi duruyor.
  • Diğer cihazlarda ise detaya girmeden genel bir bakış atarsak göreceğiniz tek şey var: İnternet. Bu saçma duran cümle size ne düşündürdü bilmiyorum, o nedenle riske girmeden açıklayayım. Tam olarak da İnternet üzerindeki forumlar, bloglar, haber siteleri, kullanıcı mesajları…. aklınıza gelecek tüm değerlendirmeleri dinleyip cihazları tam olarak insanların istediği şekle sokmuşlar gibi gözüküyor. Surface Pro 3‘teki touchpad’den şikayetçi miydiniz? Artık çok daha iyisi var. Surface gibi olsun ama dizüstü olsun mu diyordunuz? Artık Surface Book var…. gibi. Bu da Microsoft gibi 40 yaşında bir şirketin ben de içindeyken yaşamaya başladığı değişim sürecinin müthiş bir sonucu. Tekrar tebrikler.
  • Microsoft’un burada hareket edebileceği bir alan daha vardı, o da Surface Pro 4 için bir Surface Book Cover çıkarmak. Aynı özelliklere sahip cihazları karşılaştırınca Type Cover‘la alacağınız i5/8GB/256GB bir Surface Pro 4‘ün fiyatı 1.428$ olurken aynı özelliklere sahip, harici ekran kartsız bir Surface Book satın almayı tercih ederseniz 1.699$ ödemeniz gerekecek. Birbirine muhtemelen yakın performansa sahip iki cihazın sadece pil ömrü ve klavyede ayrışarak 250 dolar farkının olması, neredeyse 400 dolara ulaşacak fiyatla bir Book Cover çıkarmalarına engel oldu. Ya da şu an deniyorlar, eğer bu maya tutarsa ileride biz eski Surface Pro kullanıcıları için de bir pilli kapak çıkaracaklar, kim bilir?
  • Bir de artık mobilde oyunun mevcut kurallarına uyarak kazanamayacağını gören bir Microsoft var. Siz de katılacaksınızdır; Microsoft farklı bir şey yapmayı bu yüzden tercih ediyor, Continuum, Surface Book ve HoloLens gibi cihazlarla Apple’ın iPhone’da, iPad’de yaptığı şeyi yapıyor. Temelde yaptığı ürünlerini kıyaslanamaz hale getirerek kendine yeni bir alan yaratmak. Yarattığı bu yeni alanda da istediği gibi at koşturma şansı oluyor, standartları kendi belirliyor.
  • Ve gelelim sözün özüne… Microsoft bunları yaparak ne hedefliyor? Kestirmek çok zor değil: artık kaybetmekten yorulmuş, potansiyelini tekrar farkına varmış ve saldırgan, kazanmak isteyen, bir nevi orta yaş bunalımını atlatıp tekrar hayata 4 elle sarılan bir insan gibi hareket ediyor Microsoft, kendi açtığı kulvarlarda da lideri oynamak ona çok yaramış gözüküyor.

Uzun uzun 2 bölüm oldu ve sizler için Microsoft’un cihazlar tarafındaki rotasını incelemeye çalıştım. Microsoft’u güzel günler bekliyor. İşletim sistemi ve uygulama alanındaki zengin deneyiminin meyvelerini de gidişata bakılırsa hem kullanıcıların hem de yatırımcıların gözünde değeri eski görkemli günlerini görebilir diye de ekleyim.

One more thing… Microsoft’un Surface ve Surface Pro’yu kimin zamanında yaptığını hatırlıyor musunuz? ;)

[Link: Microsoft nereden koşuyor? – Bölüm 1]

Microsoft nereden koşuyor? – Bölüm 1

Microsoft bu yıla hızlı başlayıp hızlı devam ediyor. Yılın son çeyreğine girerken yaptığı 6 Ekim 2015 tarihli lansmanda da yine beni şaşırtmaya devam etti. Bu yazı ve devamında işte bu lansmanda tanıtılanlar ışığında Microsoft’un rotasını anlamaya, anlatmaya çalışacağım.

Şu an okumakta olduğunuz bu ilk bölümde, pek çok teknoloji sitesinde çok detaylı bulacağınız ön incelemelerin bir özetini bulacaksınız. İkinci bölüm ise hemen yarın yayınlanacak ve benim yorumlarımı içerecek ki… Neden hazır bir yazıyı ikiye böldüğümü merak edenleri de bir önceki yazıma beklerim.

Ayrıca yazıya başlamadan önce bir de bilgi vereyim. Bu yazıda farklı bir yöntem deneyeceğim ve tepede gördüğünüz Surface Book fotoğrafı dışında görsel öğe kullanmayacağım. Ürünlerin tümünün bağlantıları yazının en altında olacak. Bu şekilde yazıya daha çok odaklanabilmenizi ümit ediyorum, yorumunuz olursa da beklerim.

Ve şimdi özetler:

  • İlk olarak oturum yeni bir HoloLens demosu ile başladı. Etkileyici ancak 3,000$’lık geliştirici sürümü son kullanıcı için ne kadar uçuk olduğunu söylememe bilmem gerek var mı? 1,000$’a telefon alınan bir ülke için belki de gerek yok ;)
  • Hemen giyilebilir cihazlardan devam ettiler ve Microsoft Band 2‘yi duyurdular. Gorilla Glass 3’lü yeni ekranıyla ve yenilenmiş yazılımıyla daha iyi bir amatör atlet olmanızı hedeflediklerini net bir şekilde dile getirdikleri için ben hemen hedef kitlenin dışında kaldım. Özellikle sınıfında olmayan VO2 veya uyku kalitesi analizi gibi fonksiyonları yabana atmayalım (ya da atmayın). Bir de yeni sensörü var: barometre(!)
  • Onu Lumia serisinin iki yeni ferdi, amiral gemisi 950 ve onun büyük versiyonu 950 XL takip etti. Bu cihazları özel yapan onların 20 megapiksellik kamerası, dev gibi (5.2″ ve 5.7″) canlı ekranları ya da bol çekirdekli (6 ve 8 çekirdek) işlemcileri değil; Continuum fonksiyonu. Bu cihazları henüz fiyatı açıklanmamış ve ne zaman çıkacağı belirtilmeyen (çok yakında!) bir adaptör, Microsoft Display Dock, yardımıyla 3 USB, 1 DisplayPort ve 1 HDMI bağlantısı olan bir PC’ye dönüşüyor. Muhtemelen pek çok insanın evinde ve/ya iş yerinde ek bir bilgisayar almaya ihtiyaç duymamasını sağlayacak bu özellik üzerine gelecekte daha çok konuşacağız gibi düşünüyorum.
  • Buraya kadar sakin ilerleyen sunum Surface Pro 4‘ün tanıtımıyla hareketlendi. Surface Pro 4, bugüne kadar üretilmiş en ince Surface Pro (tanıdık geldi mi?) Ayrıca daha hızlı, emsal gösterildiği ve fiyat seviyesi olarak da akranı sayılabilecek Macbook Air’den %50 daha yüksek performansa, yeni bir dock, klavye ve kaleme.. ve bunları daha da akıcı kullanmamız için daha iyi ve büyük bir ekrana sahip. Teknik detaylar bir yana, zaten hep tuttuğum ve artık rakiplerinin (Apple ve Google’dan bahsediyorum) de taklit ettiği bir cihazı 4. jenerasyonda iyice olgunlaşmış gördüm. Fiyatı da 899$’dan başlıyor, ön siparişler hemen yayından sonra açıldı.
  • Ve son olarak Microsoft’un son yıllarda HoloLens’ten sonra en iyi sakladığı cihazlarından birini tanıttılar: Surface Book. İsminin tanıdık geliyor olması dışında tasarım çizgileri de rakip gördükleri Macbook Pro’ya ne kadar benziyor, siz görün karar verin. Cihazın en çarpıcı özelliği League of Legends‘ı rahat kaldıracak bir GeForce ekran kartı ile geliyor olması (950 ya da 960 serisi olabilir) ve 12 saatlik pil ömrü. Hoş; bir detayı sunumda atladılar: harici ekran kartı 1,499$’lık modelde bulunmuyor ve en az 1,899$’lık modele çıkmanız gerek. Finalde Surface Book’un klavyesini çıkarıp kalemli bir tablet’e dönüştürerek izleyenleri (ben dahil) çok etkilediler. Prestige filmini izlediyseniz daha güzel anlaşılacak, muhtemelen bu güzel kapanış herkesin aklına kazınmıştır

Yazının başında da dediğim gibi, yazıya burada ara veriyorum. İkinci bölümü kaçırmamak için sağda solda bir takım bağlantılar olacak, işte o bağlantılardan takip edebilirsiniz. Görüşmek üzere ;)

[Link: Microsoft nereden koşuyor? – Bölüm 2]

Bahsi geçenler

  1. HoloLens Development Edition
  2. Microsoft Band 2
  3. Microsoft Surface Pro 4
  4. Microsoft Surface Book
  5. Lumia 950
  6. Lumia 950 XL
  7. Microsoft Display Dock
  8. Continuum

Panasonic Convention 2013 Notlarım

Panasonic Convention 2013

Blog yazılarımı eskiden beri takip edenler bilir: arada bir yazma orucuna girip uzunca bir süre yazı yazmadığım çok olmuştur. Bu defa da arayı çok açmış olmakla beraber epey yazı biriktirdim ki bunları da önümüzdeki günlerde göreceksiniz.

Gözlerinizi dolduran girizgahın ardından konumuza gelirsek… Geçtiğimiz günlerde Panasonic’in iş ortakları ve basına kapalı olarak düzenlediği bir etkinlik için Fransa’ya, Nice’e gittik(kafile ile). Her ne kadar bu konuyla da ilgili farklı muhabbetler döndüğü kulağıma çalınsa da bu yazının konusu bambaşka.

Geek Talk Radio’yu ve Twitter hesabımı takip edenler bilirler… Bundan evvel pek çok Panasonic fotoğraf makinesini incelemiş, gerek Micro Four Thirds sistem cihazlar, gerekse fotoğraflarını paylaştığım Lumix LX5 ile Panasonic’in ürünlerini bol bol inceleme fırsatım oluyordu. Bu gezide işin rengi değişti, fotoğraf makineleri sınırından dışarı çıktım ve Panasonic dünyasında kısa da olsa bir yolculuk fırsatım oldu.

Bunları yazarken etik amaçlı bir not düşmemde yarar var. Bu yazıyı yazmak için çıktığım seyahatte tüm masraflarım Panasonic tarafından karşılandı. Seyahat sırasında kullandığım fotoğraf makinesi Lumix LX7 de yine halen Panasonic’e ait olan ancak hem orada işimi görmesi hem de deneyimlemem için bana verildi ve geri iade edeceğim. Bu seyahate gelmeden evvel davetlerini kabul ettiğim için teşekkür amaçlı hediye edilen bir adet kulaklığı ise dışarıda olmasa da ofiste veya evde zaman zaman kullandığımı da itiraf edeyim. Maddi değeri konusunda bir bilgim yok ancak bunları bilmenizde yarar olduğunu düşünüyorum.

Continue reading

LG Blogger Forum 2010

Çok uzun süre değil.. bundan topu topu 2 yıl evvel bir PR şirketinde çalışan arkadaşımla “her sene şu IFA’ya dünya kadar gazeteci götürüyorsunuz.. bir tane blogger davet etmiyorsunuz. kendi cebimizden bu tip organizasyonları takip etmek çok mümkün değil, destek olun da bir IFA havasını soluyalım” dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Aradan geçen süre zarfında tamamen benim insiyatifim ve taleplerim dışında gelişen bir süreç sonunda 2010 IFA’ya, Berlin’e davet edildiğimde epey heyecanlandığımı itiraf etmem gerek.

“IFA Berlin de ne?” diyenler olacaktır aranızda.. IFA “Internationale Funkausstellung” kelimelerinin kısaltması – anlamı da Wikipedia’ya göre “Berlin Uluslararası Radyo Fuarı” oluyor. İsmi değişse de zaman içerisinde Avrupa’nın önde gelen tüketici elektroniği fuarlarından biri olan IFA Berlin, 1926’dan bu yana süren geleneğin sonucu olarak senede bir defa Berlin Messe’de düzenleniyor. Aklınıza gelebilecek tüm büyük markaların televizyondan bilgisayara, projektörden ses sistemlerine, fotoğraf makinelerinden elektrikli süpürgelere kadar son kullanıcı olarak hayatımıza giren neredeyse her çeşit elektrikli cihazın bir nevi podyuma çıktığı yer.

Bu yıl ise daha önceki yıllardan farklı olarak LG, IFA’da farklı bir insiyatif oluşturmuş ve IFA 2010 çerçevesinde dünyanın dört bir yanından teknoloji blogu tutan blogcuları LG  Blogger Forum 2010’a davet etmiş, sağolsunlar diyerek ben de davete icabet ettim.

Katılanların hepsi (ki Şili’den İspanya’ya, Kore’den Güney Afrika’ya ABD dışında her yerden katılımcı vardı) birbirinden değerli blog yazarları ve online dünyanın kendi ülkelerinde kendi alanlarında en popüler isimleri. Kimisi dergilere de yazıyorken kimisinin kendi TV programı var. Pek çoğu geçimini blog ve yan aktivitelerden sağlıyor, yüksek trafikli sitelerinin sponsorları veya kurdukları içerik odaklı şirketlerden gelir elde ediyor. Benim gibi blog ve internet medyası işini yan iş olarak yapan az, hatta neredeyse yok gibi.

LG Blogger Forum’un konusu şu: hem blogger’ları LG ve genel olarak 3D görüntü ve ses sistemleri ile ilgili bilgilendirmek, hem de IFA’yı takip etmelerine imkan sağlamak. Bir de küçük yarışma var ki, 4 kişilik bir ekip olarak bize verilen Fujifilm Real 3D W3 kamerayla 3 boyutlu fotoğraflar çekerek bu yarışmayı kazandığımı da not düşmemde yarar var ;)

Brifing ve IFA’yı takiben ilk günün gezisi başladı. IFA’ya direk LG pavyonundan giriş yapınca aşağıda bizi şöyle bir manzara karşıladı:

İnanın canlı versiyonu çılgın bir etki bırakıyor ve bir anda kendinizi büyülenmiş hissediyorsunuz. Bu kadar çok paneli yan yana görüp bir de ortamdaki 3 boyutlu ses düzeninden etkilenmeyen biri olmadığını söylememde yarar var.

IFA’da LG Home Electronics, pek çok yeni ürün tanıtıyor. Bunların başında da NANO dedikleri Full LED LCD’ler geliyor. Bu cihazların en önemli farkı çok fazla aydınlatma bölgesine sahip olmaları ve panelin ön yüzüne ışığı daha iyi dağıtarak daha yüksek kontrast oranı sağlayan bir de NANO film katmanı içermeleri.

Bu noktada kısa bir bilgi de ekleyeyim. LED TV’ler aslında standart LCD ekranların flüoresan yerine LED ile aydınlatılmasından mütevellit ürünler. Uygun fiyatlı modeller çerçevenin yanlarından aydınlanırken üst uç modeller panelin arkadan aydınlatmalı ve fakat daha kalın(derinlik olarak) cihazlar oluyordu. LG’nin IFA’da tanıttığı modelde ise tüm panelin arkasında LED’lerle aydınlatma sağlanırken boyut inanılmaz ince tutulmuş.

Burada bir miktar film hilesi var diyebilirim. Bu kadar ince bir panel üretmenin çok kolay olduğunu söylemiyorum ancak gerek kalınlığı düşürmek, gerekse ergonomi ve güvenlik adına panelin üzerinde durduğu ince ayak aynı zamanda pek çok donanımı da içinde barındıran bir nevi bilgisayar kasasını ayırır gibi altta bir kutuya ayırmışlar. Bunu tüm üreticiler yaptığı için.. hatta LG’nin kutular da epey ince olduğu için çok da kaale almayın derim. 8.8 mm kalınlığıyla 1 cm’den bile ‘ince’ olması zaten yeterince etkileyici. Merak edenler için model numarası LEX8 olacak bu televizyonun fiyatı bir süre daha “herkese göre” olmaktan uzak olacak (6600 € düzeyinde – ancak etkileyici) Birkaç fotoğrafı şöyle paylaşayım, tamamen kendi çekimim:

Bir diğer ilginç LG ürünü de yeni nesil 3D projektörler. Bunların başında tabii ki CF3D model numaralı 3D (3 boyutlu) projektör. Benim sevdiğim türden polarize gözlüklerle 200″ boyuta kadar görüntü verebilen ve FullHD çözünürlüğe sahip bu projektör 100 Hz tazeleme hızıyla da aksiyon sahnelerine uygun. Bize IFA’daki deneme odasında izlettikleri kısa görsel şölenden sonra yavaş yavaş 3D TV konusunda bilinçlenme ve beyin yıkanma sürecinin etkilerini görmeye başlamıştım ki soluğu dışarıda aldık :)

Bu noktada yine LG Blogger Forum 2010’da paylaşılan bilgilere değineceğim. LG bu ürününde tek mercekli ve iki görüntüyü üst üste verebilen bir yapı oluşturmuş. Bu sayede her ne kadar gördüğüm en ufak projektör olmasa da oldukça kabul edilebilir boyutta bir kasaya 3 boyutlu projeksiyon sistemini sığdırmış ve iki mercekli çözümlerde yaşanan kalibrasyon/ince ayar gereksinimini de ortadan kaldırmış. Daha önce ne yazık ki hiç 3D projektör görmediğimden karşılaştırmayı profesyonel sinema salonları ile karşılaştırmam gerekirse.. artısı var eksisi yok diyebilirim. Elbette 200″ ya da bizim terminolojimize göre 500 ekran düzeylerinde bir perdede IMAX deneyimi verdiğini söyleyemem ancak eğer yeterince yakından izlerseniz kendinizi filmin içinde hissetmenizde şaşılacak bir şey yok. Sanırım benim en çok etkilendiğim ürün olan THX 3D sertifikalı plazma TV serisinden de tek artı yanı bu: 200″ gerçek bir sinema deneyimine evinizdeki en yakın şey.

Ne diyorduk.. evet efendim. Belki pek çoğunuz 8.8 mm kalınlığındaki LCD’den veya şu ana kadar bahsetmediğim ve fakat bahsedeceğim 31″ boyutundaki OLED TV’den çok etkilenecektir. Ancak olduk olası plazma TV’nin görüntü kalitesini daha üstün tutan ben, her ne kadar evime LCD aldıysam da bu yıl gerek LG gerekse diğer standlardan gördüğüm kadarıyla plazmaların yeniden yükselişinin başlangıcı olacak. Özellikle FullHD plazma panellerin en önemli avantajı emsallerine göre büyük olmaları. Yeni teknolojiler sayesinde güç tüketimi zaman zaman daha bile düşük seviyede seyrettiğini pek çok yerde gözlerimle gördüm. O zaman ne dezavantajı kaldı diye sorduğunuzu tahmin edebiliyorum.

FullHD olmayan plazma paneller epey uygun fiyatlara düşmüşken FullHD ve özellikle de büyük panellerde rakamlar halen uçuk gelebiliyor. Bu sorunu aşmaları biraz daha zaman alacaksa da eğer 40″ ve üzeri bir TV seçecekseniz görüntü kalitesinden ötürü üst uca plazmaları eklemeniz gerekiyor. LG ise IFA’da tanıttığı amiral gemisi PX950N’in görüntü kalitesiyle beni benden aldı. Elbette bunun bir nişanı da olacaksa o da THX 3D sertifikasyonu olmalıydı ki onu da eksik etmemişler, eksik olmasınlar.

Uzun uzadıya daha çoook anlatacak şey varken bizi davet eden LG Home Electronics’in IFA’da tanıttığı ürün sayısı 20’ye yakın ve bunların çoğunluğunu da 3D televizyonlar ve görüntü sistemleri oluşturuyor. Hal böyle olunca bir de üzerine LG Blogger Forum’daki bilgi bombardımanının ardından beynimin epey yıkandığını itiraf etmem gerek. Ancak buraya kadar okuduysanız size bir de bilgi vereyim: bütün fuar organizasyonu ve LG pavyonundan ürünlerin canlı canlı görüntülerini de Kafa Kafaya’da bulabileceksiniz. O zaman bu satırları da güncellemiş olurum.

iPhone 4 ve iOS 4 – Majestelerinin Son Numarası (şimdilik)


Bu yazıya gündüz vakti başladığım sıralar Steve Jobs’ın 7 Haziran 2010’da yaptığı sunumu baştan sona izlemeyi yeni tamamlamış, notlarımı almış ve upuzun bir yazı yazmaya başlamıştım. Steve Jobs ne dedi, ne demedi, iPhone 4’ün teknik özellikler nelerdir diyenlere Acemi.mobi ve iPhoneTurkiye‘deki yazılara bakmalarını tavsiye ederim.

Peki bu satırları neden yazıyorum? iPhone 4’ün getirdiklerine dair felsefi bir açılımım olmayacak. Ancak benim de söyleyecek bir çift lafım var elbet. Öncelikle yeni iPhone, herkesin beklediği gibi çıktı – daha yüksek çözünürlüklü bir ekran, 1 GHz hızında Apple A4 işlemci, fotoğraf makinesinde flaş, %40’a varan pil ömrü artışı ve daha iyi bir kamera. Buraya kadar heralde büyük bir sürprizle karşılaşan olmadı.

iPhone’a sadece son kullanıcı gözüyle bakarsak HD video dışında iPhone 3GS kullanıcılarını geçişe ikna edebilecek bir özellik göremiyorum. Zaten bizler flaşsız fotoğraf çekmeye, her gün pilimizi şarj etmeye alışmış bir grup insan olarak şayet iOS 4 (iPhone OS’in yeni adı) ile hız konusunda da sorun yaşamazsak kaybedeceklerimiz yabancıların deyişiyle kesinlikle dealbreaker değil.

Continue reading

Samsung Wave 8500 ve Bada Platformu Hakkında

Bundan birkaç gün önce Samsung Developer’s Day’deydim ve burada bulunmamın iki temel sebebi vardı. Biri uzunca bir süredir sosyal medyada çevresinde çılgın bir buzz yaratılan Bada platformunu görmek, diğeri de yakında piyasaya sürülecek Samsung Wave’i canlı canlı kurcalayabilmekti.

Samsung Wave 8500

Önce gelin kısaca Samsung Wave 8500 neye benziyormuş, arayüzü nasılmış, beraberce görelim:

Göreceğiniz üzere bir video, yüzlerce kelimeden daha etkili. Genel olarak özetlemek gerekirse Samsung Wave S8500, oldukça şık, hızlı ve kullanışlı bir smartphone. Peki bunca alternatif arasından bir kullanıcı neden Wave seçecek? Bir defa fiyat/performans oranı oldukça yüksek bir cihazla karşı karşıyayız. Wave, ülkemizde Avrupa fiyatı olan 380€’ya yakın bir fiyatla satışa sunulacak deniyor ki diğer markaların bu donanım özelliklerine sahip modelleri 1000-1200TL seviyesinden giriyor piyasaya. 720p video çekmesi, LED flash’ı olan kamerası ve 5 megapiksel kamerası oldukça başarılı. Arayüzü ve uygulamaları hızlı, 3 boyutlu oyunlar gördüğünüz üzere oldukça başarılı.
Continue reading