Popüler Teknoloji » Web 2.0

'Web 2.0' kategorisi arşivi

Sosyal medya nedir?

Sosyal Medya - Genel Bakış

En son yazıyı yazdığımdan bu yana neredeyse 2 ay olacakken insan nereden başlayacağını bilemiyor. O yüzden en hızlı şekliyle konuya girip hayatımı son dönemde en çok yönlendiren şu yeni oluşumdan da bahsetmeyi doğru buldum.

Öncelikle sosyal medyanın tanımını yapayım (büyük laf!):

Sosyal medya, kullanıcı içeriğinin kendisi ve yayıldığı, yayınlandığı, paylaşıldığı her tür platformun genel adıdır.

Hemen bu tanıma karşı çıkacak sesler olacaktır. O nedenle izin verin bir cümle ile yaptığım sosyal medya tanımını açayım :)

Öncelikle sosyal medya, kullanıcı içeriğinin ta kendisidir. Geleneksel medyada içeriği sunanlar profesyonelken sosyal medyada bunu meslek edinmiş çok az insan vardır. Geleneksel medyada kurumlar reklam ve haber yoluyla varolma savaşı verirken sosyal medyada bizzat temsil edilebilirler. Zaten geleneksel medya ile en önemli ayrıştıkları nokta sosyal medya içeriğinin bir monologdan ziyade diyalog olmasıdır.

Tanımda ne demiştik? Sosyal medya bir içerik olduğu kadar bunların yayınlandığı ve barındığı platformlardır. Sosyal medya araçları da diyebileceğimiz bu platformları aslında hepiniz kullanıyor ve seviyorsunuz: Facebook, Myspace, Google Groups, Donanım Haber, Twitter, Friendfeed.. ve daha niceleri. Çok uzun bir listeye Wikipedia’daki Social Media sayfasından ulaşmanız mümkün.


Read more

Derin Sosyal Medya

Sosyal Medya

Bu haritada tanıdığınız bir sürü sitenin simgelerini göreceksiniz. İşte sosyal medya, bu haritada adı geçen ve geçmeyen tüm araçlarla sesinizi duyurup size ilgi duyan insanlarla etkileşim içinde bulunmanızın genel adıdır. Sosyal medyada kişi, kurum, organizasyon – aklınıza ne gelirse varolabilir. Geleneksel medyanın aksine her zaman etkileşimli ve bununla beraber riskli de bir mecradır. Sosyal medya, sosyal hayatın ta kendisidir – acısıyla da tatlısıyla da.

Bu ön bilgiyi de verdikten sonra gelelim konumuza. Son günlerde blog yazarlarının başını çektiği Türk sosyal medya camiası fokur fokur, kazan gibi. Kazandaki su fazla kaynayınca biliyorsunuz – taşar ve altındaki ateşi söndürür, su yavaş yavaş soğur ve hiç ısınmamış gibi buz keser, yola çıkış amacından uzaklaşır. Hele hele gaz kendi kendine kesilmezse çakacağınız ilk kıvılcım ortalığı darmadağın eder.

Ben bunu istemiyorum, bu yüzden de bu satırları yazma gereği hissediyorum.

Biraz hafızaları tazeleyecek olursak; dünyanın en önde gelen markalarından biriyle tanıştığımda 2007 yılının sonuna yaklaşıyorduk. Türkçe bir teknoloji blogu tutmaya başlayalı neredeyse 2 yıl olacaktı. O günü hiç unutmam ve hayatımın bir grafiği olsa sıçrama anlarından biri olarak hatırlarım. Ancak son 1 haftaya yakın süreyi Friendfeed ve bloglardaki yazışmaları gözden geçirdikten sonra benim hayatımın en önemli olayları arasında sayabileceğim hatıraların aslında dışarıdan hiç de hoş gözükmediğini anladım.

Anladım ama nasıl anladım? Yanılmıyorsam Mart (2009) başında aldığım bir davete olumlu yanıt verirken bugün sosyal medya kazanının bu şekilde kaynayacağını beklemiyordum. Davet büyük bir tatil merkezindendi ve benim gibi pek çok blogcuyu 4 günlük kısa bir kaçamağa davet ediyordu.

Yıllar önce öğrendiğim önemli bir terim var: empati. Sadece öğrenmekle kalmadığım ve karşımdakini anlamak için kurduğum bağa empati deniyor. Empati kurmak her zaman o kadar kolay değil. İnsanlar özellikle klavye başına geçip de satırları döktürürken karşısındakiyle empati kurmayı bırakın, insan olduğunu bile unutabiliyor. Daha deneyimsiz ve heyecanlı iken içine çok az da olsa düştüğüm bir hatadır, siz de düşününce kendi hatalarınızı hatırlayacaksınız.

İşte empati yoluyla (ve tabii sevgili Deniz Oktar ile yaptığım uzun telefon görüşmesiyle) şu an bu kısa kaçamak sonunda olanları ve verilen tepkileri daha iyi anlayabiliyorum. Önce bunları madde madde paylaşayım:

  • Bizler kriterleri şeffaf olmasa da büyük bir şirket  tarafından tamamen şirketin değerlendirmelerine dayanan bir seçim sonucu tatile gittik. Kriterlerin şeffaf olması gerektiğine inanmıyorum, inanan varsa beri gelsin.
  • Başlangıçta her şey güzel gidiyorsa da muhalif sesler duymaya başladığımızda ilk günümüzü tamamlamış, tabiri caiz ise pelte gibi kendimizi diskoya atmıştık. Çok eğlendiğim bir gecenin ardından güç bela odaya çıkıp yattığımda canım halen hiç sıkılmamıştı.
  • Ertesi gün ise her zamanki gibi geçiyordu – sadece “@Kanyon Starbucks” değil de “@Rixos Premium Belek” yazdık. “kahve içiyorum” değil de “diskoda eğleniyorum” yazdık. Yeni aldığımız kek kalıbının değil de az sonra içine atlayacağımız havuzun fotoğrafını çekip gönderdik. Yani yine hayatımızı Friendfeed ve Twitter üzerinden paylaştık. Geçen yıl iki dostumla yaptığım Food Trip 2.0′dan tek farkı o seyahatin masrafını cebimizden yapmamızdı.
  • İşte ne olduysa o zaman oldu. Biz cevap vermedikçe yazılan muhalif sesler, daha da gür çıkmaya başladı. Hikayeler yazıldı, listeler yapıldı, isimsiz hesaplar ortaya çıkıp önüne gelene yorum yaptı, block ve hide’lar havalarda uçuştu.
  • Bütün bunlar olurken itiraf edeyim, bunları yazanlardaki empati eksiği nedeniyle canım sıkıldı, bozuldum, “ne yapıyorum ben” diye kendime sordum. Hatta hem açıktan hem içimden “acımızdan mı geldik buraya! bunlar ne biçim insanlar?” diyerek veryansın ettim.

Ancak direk olarak isim vermeden, beni doğru dürüst tanımadan direk beni ve kendimi parçası hissettiğim topluluğu hedef alan yazılar yazıldığında pek çok kez klavyeye sarılacakken durdum – beni durduran dostlarım, sağolun, bu sayede daha sağlıklı bir değerlendirme yapma fırsatım oldu. İşte zaman içinde süzgeçten geçirip önemli olduğuna inandığım 3 konu:

  • Eğer gerçekten bir takım şeyleri birilerinin yaptığına inanıyorsanız siz isim ve örnek vermedikçe, mesela “Burak Bayburtlu inceleme yapmak için Xxxxxx firmasından para almış, ona kıyak geçmiş, yüksek puan vermiş, kötü yanlarını gizlemiş” diyemeyecekseniz,  o yaptığınız yorumlar, yazdığınız hikayeler, havaya uçup gidiyor. Eğer söyleyecek bir sözünüz varsa çıkın söyleyin, bir de açıklamasını dinlemeye zahmet edin. Ben sizin o yazdığınız gibi kimseyi tanımadığım gibi kendim de öyle değilim. Kim neden üzerine alınsın? (ilgili yazılar: 1, 2, 3)
  • Yazacağım da yazamıyorum diyenler: yazacağınız varsa yazın, heyecanlı oluyor, ben de muhakkak kendimden bir şeyler katarak yazılarınıza katkıda bulunurum. Ancak böylesi “bir yazsam karşıki dağlar yıkılır, çok can yanar” tavrı komik oluyor. Komik olmayın, dökün içinizi, rahatlayın. Unutmayın: laf ortaya söylenmez, ortaya salata söylenir, lafınızın arkasında durun, boşlukları doldurun (ilgili yazı)
  • En çok şaşırdığım suratsız troll’ler ve onlara kızan dostlar. Sevgili dostlar için bir troll listesi tutuyorum (bkz: http://tinyurl.com/fftrolls) – geri kalan her şey için block yeter. Yüzü olmayan 10 dakika önce açılan FF hesaplarını açanlar: azıcık şahsiyetli olun, yaptığınızın altına imzanızı atmadıkça olgunlaşamazsınız.

Etikten bahsederken lütfen önce kendi etiğinizi gözden geçirin, iğneyi kendinize çuvaldızı başkasına batırmayın. Açık olun, yürekli olun, dürüst olun, kimse kucaklamasa ben sizi kucaklarım.

Ritmi Korurken Nokia 5800 XpressMusic Lansmanına Çarpmak

Pek alelacele yazı yazmıyorum, takip edenler bilir, ortalama 3 saatte yazdığım yazılara fazlasıyla özeniyorum. Kısa yazacağımda genelde Friendfeed’imi kullanıyorum – bilgiler sağdaki kutuda. Geçtiğimiz haftayı uzun bir tatil ile değerlendirdim ve onun notlarını yazana kadar zaman kaybetmeden haber vermek istediğim iki önemli konu var:

  • İnsanları şaşırtan ARG – yani alternatif gerçeklik oyunu – Ritmi Koru yayında ve gerçekten insanlar şaşırtan tepkiler veriyor. Bence siz de kaçırmayın bu heyecanlı macerayı. Detaylar yarın buralarda olacak ;-)
  • Nokia 5800 XpressMusic lansmanı, sanırım bu haftanın en keyifli gecelerinden birine sahne oldu. Emre Aydın konseri ile tamamlanan lansmanda Nokia 5800 XpressMusic’in Türkiye’ye özel bir müzik mağazasının hazırlandığı bilgisi de beni sevindiren gelişmelerden oldu. Ayrıca yarın, 7 Şubat 2009‘da saat 15:00‘te İstinye Park Nokia mağazasında 899 TL fiyat etiketi ile satışa sunulacak telefonları Ceza dağıtacakmış. Nokia bu defa insanları sürprize boğacak gibi gözüküyor zira bir diğer sürpriz de ilk 100 Nokia 5800 XpressMusic satın alana hediye edilecek Sennheiser PMX 100 kulaklık! Piyasa fiyatı 100 YTL’nin üzerinde olan Sennheiser PMX 100 kulaklıklarla müzik zevkinizi katlamanız mümkün, biz gürültülü bir lansman gecesinde denedik, epey hoşumuza gitti. Türkiye’de ilk olan Nokia 5800 XpressMusic incelememizi merak ediyorsanız tıklayın. Nokia Türkiye sitesinden kaydolan 10.000 kişi olduğunu düşünürseniz ciddi bir kalabalığa karşı erken saatte yerinizi alırsanız siz de Ekim 2008′den bu yana Nokia 5800 XpressMusic ile müziğe doyan 1.000.000 kişinin arasına katılabilirsiniz.

Ben tatil notlarını tamamlayana kadar hoşçakalın.

NTV MSNBC pek yakında ntvmsnbc oluyor

NTV stüdyolarında ben :-)

İnternet’in kalburüstü diyebileceğim haber portallerinden biri de NTV MSNBC. Açıldığı günden beri NTV çizgisine uygun hareket eden, “gel üstüne bak hepsine” gibi bir fenomeni Türk İnternet’ine kazandırmış olan NTV MSNBC, dışa bakan yüzünü değiştirme kararı almış ve bunu da bizlerle, yani blogcularla(blogger’a blogcu demek istiyorum artık) paylaşmak istemişler.

Bu vesileyle dün Maslak NTV binasındaydık. Ziyaretimiz bir bina turu ile başladı, ki emin olun orada çalışanlar kadar biz de şaşkın gözlerle çevreyi dolaştık. En ilgi çekici kısımlar ise şüphesiz stüdyolardı. Zaten yukarıda göreceğiniz fotoğraf sevgili Devletşah’ın objektifinden bunun bir nevi belgesi. İşin eğlence kısmında Nokia 5800 XpressMusic ile çektiğim fotoğrafların tümünü (içine karışanları mazur görün) aşağıda bulabilirsiniz:

Read more

Etohum’la büyük finale doğru

etohum 

Etohum toplantılarını elimden geldiğince ve zamanım olduğunca takip eden, pek çok güzel insanı yine bu toplantılarda tanımış biri olarak hepimizin beklediği finale doğru önemli bir dönemeç daha dönülmek üzere.

Öncelikle bilmeyenler için Etohum nedir? sorusunun cevabını vereyim. Yurtdışında görüp de “yahu bizde neden böyle şeyler olmuyor” diye hayıflandığınız organizasyonlar vardır ya hani. İşte etohum öyle bir şey. Etohum İnternet girişimcilerini bir araya getiren ve girişimciler ile girişimci adaylarını sektörün başarılı isimleri ve potansiyel yatırımcılar ile kaynaştıran, geleceğin başarılı olabilecek girişimlerini etohumlayarak filizlendiren bir oluşum. Daha detaylı ve uzun bir açıklamaya sitelerindeki Etohum nedir? sayfasından ulaşabilirsiniz.

Etohum buluşmaları belli bir program çerçevesinde ilerliyor. Programın en önemli aşamalarından biri de şüphesiz girişimci adayları arasından yatırımcı desteği alabilecek düzeye ulaşabilmişleri tespit edip açıklamak. Zaten bu noktadan sonra programın esas ‘yakın koçluk’ dönemi başlıyor.

Programın 15 projeyi açıklayacağı tarih baştan beri belli: 31 Ocak 2009 Cumartesi, etohum Haftasonu organizasyonu, etohum’un başlangıcından beri en heyecanla beklenilen günlerden biri. İTÜ Maçka İşletme Fakültesi’nde düzenlenecek bu organizasyonda etohum, Yatırım Yapılabilecek ilk 15 İnternet Girişimcisi‘ni açıklayacak. Ben o tarihte eğer buralarda olursam muhakkak oradayım, sizleri de bekleriz. Gençlerin “Burak Hoca”sı, sevgili Burak Büyükdemir sizi muhakkak şaşırtacak!

[Link: Etohum etkinlik sayfası]
[Link: Facebook'taki Etohum etkinlik sayfası]
[Link: Etohum.tv - izleyin]