Visibli ile Bağlantılarınız Sizden Bir Parça Taşısın


Uzun süredir İnternet’in içindeyim, hem marka hem ajans tarafında hasbel kader bir takım tecrübeler edinme şansım oldu. Sektör emekçileri bilir, yeni medyanın (sosyal medya mı demeli?) geleneksel mecralara göre en önemli avantajının ölçülebilirlik olduğunu vurgular dururuz.

Hal böyle olunca insan ister istemez her şeyi ölçmeye çalışıyor. Hayır efendim endişe etmeyiniz.. konuyu “seninki kaç santim?” sorusuna bağlamayacağım :) Konumuz daha çok bir bağlantının etkisini ve etki ettiği kitleyi ölçmeye yarayan Visibli.

Visibli, arzu ederseniz Bit.ly ile de entegre çalışabilen bir URL kısaltma ve paylaşma servisi. Pek çok benzerine göre en önemli avantajıysa sizin tarafınızdan paylaşılan bağlantıların en üstüne içeriğini sizin belirlediğiniz bir çubuk koyuyor olması. Hemen örnekle anlatalım:

Leoparın kuyruğunu tutma, tutarsan bırakma. --Zimbabwe Atasözü

 

Yukarıdaki ekran görüntüsündeki  adrese gidip kendiniz de görebilirsiniz. Ancak bu Visibli’nin sadece sizin gördüğünüz kısmı. Kırmızı çubuk, benim tasarladığım ve sosyal ağ profillerimi paylaştığım kısım. Siz isterseniz bu alanda önemli olduğuna inandığınız bir mesaj ya da reklam da paylaşabilirsiniz.

Servisin arka tarafında ise gerçek zamanlı bir takip motoru çalışıyor. Böyle havalı yazdığıma bakmayın, temelde Google Analytics tarzı web analiz ve takip yazılımlarının basit bir örneğinden bahsediyorum. Ancak gerek grafiklerin anında güncelleniyor olması, gerekse bunlarla ilgili detayları paylaşıyor olması onu değerli kılıyor.

Pekiyi üzerinden paylaşılan bağlantılarla ilgili ne takip ediyor bu Visibli? Özet geçmek gerekirse her bir bağlantı için:

  • Bağlantıya tıklanma sayısı
  • Sayfanın tepesindeki çubuğa tıklanma sayısı
  • Bağlantının tıklanma kaynağı (referrer)
  • Bağlantıyı tıklayan kişinin tarayıcısı
  • Bağlantıyı tıklayan kişinin işletim sistemi

Ayrıca günlük bağlantı tıklanma sayıları ve en popüler bağlantılar gibi listeler ve grafiklerle de kullanımınızı zenginleştirmek mümkün.

Visibli kullanmak için kaydınızı yapıp marşa bastınız. Hazır yeri gelmişken kullanım kolaylığı olduğunu düşündüğüm bazı adımları da paylaşayım:

  • Bağlantı paylaşmak için en kolay yol web tarayıcınıza “bookmarklet” kullanmak. Onu nasıl ekleyeceğinizin tarifi hemen şurada.
  • Bu ve bunun gibi pek çok araç zaten sisteme giriş yaptığınızda Tools başlığı altında mevcut. Maalesef Twitter for iPhone’un son sürümünde Twitter’ın t.co’yu zorla kullandırma politikası sonucu Visibli kullanmak mümkün değil. Rehber biraz güncelliğini kaybetmiş durumda.
  • Customize başlığı altında pek çok örnek araç olmakla beraber siz kendinizi bunlarla sınırlandırmayın, yaratıcılığınızı konuşturun :)
  • Reklam da koyabileceğinizi söylemiştim ancak servis şartlarını tekrar okumadan bu tip aktivitelere girmemeye bakın derim.
  • Özellikle Facebook sayfanızda paylaştığınız tüm bağlantıları Visibli bağlantılarına çevirebiliyor olmasına dikkat.

Kısaca bağlantılarınızın bile kıymetli olduğu günümüz İnternetinde bağlantınıza sahip çıkmak ve tıklayanın direkt gitmemesini sağlamak gibi bir niyetiniz var ise, Visibli çok işinize yarayacak. Tam olarak ne işinize yaradığını halen anlatamadıysam bir de görsel örnekle 30 günlük rapor analizimizi yapalım:

Visibli Ziyaret ve Ziyaretçi İstatistiklerim

İstatistiklerden yaptığım çıkarımlar:

  • Burada gözükmese de toplam 91 bağlantı paylaşmışım
  • Bu bağlantılar toplam 4204 defa tıklanmış – bağlantı başına 46 tıklama gibi bir performansım var :)
  • Profil bağlantılarım ise 131 defa tıklanmış, tıklanma oranı %3,11 şeklinde gerçekleşmiş.
  • Maalesef bu tıklamaların kaçının takipçiye dönüştüğünü bilmiyorum. Son 1 ayda diğer etkenlerle beraber günlük ziyaretçi artış ortalamam %24 artmış durumda. Bunun bir kısmını Visibli’ye borçlu olduğumu tahmin ediyorum.
  • Ziyaretçilerimin işletim sistemi tercihi Windows ve oranı %78,9. Ciddi takipçi Mac OS’in oranı ise sadece %12,8.
  • Buna karşın renklerden çok karışmaya müsait de olsa ziyaretçilerimin arasında Internet Explorer neredeyse yok. Chrome ve Firefox ortama hakim.
  • Direkt ziyaretçi sayısını Twitter olarak kabul edersek (diğer platformların uygulama ile takibi çok daha az diye düşünüyorum, hata payım var) mecraların tıklamaya dönüşümü konusunda bir verimlilik farkı çıkmadı. Bunu hesaplarken takipçi başına düşen tıklama sayısını baz aldım.
  • Son olarak da hangi içeriklerin en çok tıklandığına bakarsak takipçilerimin en çok sansasyonel ve komik içerikleri tıkladığını ancak teknolojik içeriklerin de geride kalmadığını söyleyebilirim. Bu da çok şaşırtıcı değil zira ülkemizin en popüler siteleri haber ve mizah siteleri. Buradaki teknoloji eklentisi ise beni yaptığım işlerden dolayı takip edenlerle alakalı.

Uzun lafın kısası, siz de benim gibi sosyal ağlarda paylaştıklarınızı ciddiye alıyorsanız Visibli’ye bir bakmanızda yarar var, bir nebze de olsa faydası dokunacağına eminim. Aynı ilgi odağına sahip insanların size daha hızlı ulaşmalarını sağlaması da cabası.

[Bağlantı: Visibli]

Herkes için Twitter Rehberi – 2

Bu bir yazı dizisinin parçasıdır. Yazının diğer bölümleri için: Bölüm 1, Bölüm 2, Bölüm 3

Zaman su gibi akıp geçiyor ve Herkes için Twitter Rehberi – 1 yazımdan bu yana epey vakit geçmiş. İlk bölümde ne olduğunu, temel kavramlarını detaylıca anlatmaya çalıştığım Twitter‘ın bu defa da nasıl kullanılması gerektiğine değinmek istiyorum.

Öncelikle Twitter‘da var olmakla bir blog açmak arasında en önemli fark güncelleme sıklığı ve paylaşılanların kapsamı. Twitter‘da kapsamlı bir makalenin bağlantısını ya da tatil fotoğraflarınızın Flickr sayfasını paylaşabilirsiniz. Ancak bunları Twitter‘a yükleyemezsiniz. Sınırlama da çok açık: 140 karakterde ne yazarsanız o. Bunun bilinciyle dünyanın içeriğini tek bir mesaja sığdırmak yerine daha kısa, daha rafine, daha özet bilgi paylaşmaya alışmanız lazım. Zaten kalabalık bir takip listesine sahip takipçilerinizin ana sayfasında çok kısa bir süre kalacağından dikkatini de aynı oranda çekebilme şansınız var.

Bu noktada #hashtag ve Twitter‘ın meşhur gerçek zamanlı aramaları devreye giriyor. Yazdığınız içeriğin daha erişilebilir olması için #hashtag adı verilen bu küçük aracı kullanmanız faydalı olabilir. İçeriğin içinde geçen kelimeleri # (diyez, kare, hash) işareti ile başlatırsanız sizi okuyan birinin bu kelimeyle aratınca çıkacaklara ulaşmasını sağlarsınız. Buna anlık meme‘ler ya da o an izlediğiniz bir organizasyonun muhabbetine katılmak da dahil (bkz: #socialtrippin, #tedxreset)

İçeriği kısa tuttunuz, #hashtag’lerle süslediniz, peki başka mecralarda paylaştıklarınızı nasıl Twitter‘a paslayacaksınız? Ya benim gibi yapıp bir FriendFeed hesabı açar, tüm servislerinizi bu hesaba bağlarsınız ve FF hesabınızdan Twitter’ınıza düşmesini sağlarsınız. Bir diğer alternatif ise Youtube ya da Facebook gibi servislerin Twitter güncellemelerini kullanmak. Ancak bu da daha sonra bunları yönetmenizi zorlaştıracağı için benim tercih etmediğim bir yöntem. Bir de son olarak TwitterFeed gibi bir üçüncü parti uygulama ile RSS formatındaki tüm içeriği Twitter hesabınıza otomatik yansıtırsınız. Tabii eğer isterseniz.

Gördüğüm kadarıyla otomatik paylaşılan içeriğin etkisi manuel girilen kadar yüksek değil – tabi eğer bir haber portalı ya da web sitesi hesabı işletmiyorsanız. Bu nedenle kayda değer bulduğunuz içerikleri, örneğin bu yazıyı :), direk kendiniz kısa bir özetle paylaştığınızda çok daha fazla kişiye ulaştırabilirsiniz. Elbette akıllı bir sistem kurmak mümkünse de bu, kişisel hesabınız için yeterli.

Twitter mesajınızı gönderdiniz ve başladınız beklemeye. Geri dönüş nasıl alıyorsunuz? Tabii ki “mention” yoluyla. Genelde tüm Twitter yazılımları yazılan bir mesaja yanıt göndermeye olanak sağlıyor. Siz ise bunları Twitter arayüzünde sağ sütundaki @username bağlantısı (mesela bende @burak olarak gözüküyor)  ile görebilirsiniz. Bu bağlantıya tıklayınca arama sonuçları gelecek ve size yönelik yazılanlar listelenecek. Eğer henüz bir şey  çıkmıyorsa takipçilerinizi sizinle diyaloğa teşvik edecek şeyler yazın, kısa sürede geri dönüş almaya başlayacaksınız.

Mention konusunda bir de uyarım olacak. Özellikle FriendFeed kullanıcılarında çok sık gördüğüm bir hata, bir insanın adının başına @ koyarak verilen yanıtlar oluyor. Örneğin Burak Yılmaz adlı bir kullanıcıya yorum yaparken @burak kullanmanızın bir anlamı maalesef yok. Hitap ettiğiniz kişinin kullanıcı adını kullanmadığınız sürece onlara ulaşamazsınız, lütfen dikkat edin.

Twitter hesabınızı izliyorsunuz, güncel içerikler paylaşıyorsunuz ama bir türlü yeni aboneler kazanamıyorsunuz, neden acaba? Sadece takipçi uğruna bazı servislere giriş yaparsanız kısa sürede onların SPAM makinesi haline gelmeniz riski çok fazla. Şimdi isimlerinden bahsedip de o sitelere girmenizi istemiyorum. Siz siz olun Twitter şifrenizi nereye girdiğinize dikkat edin, Twitter hesabınızı “günde 100-400 takipçi kazanın” gibi servislere güncelleme izni vermeyin, bugüne kadar bundan fayda gören ne gördüm ne de duydum. Hatta hazır yeri gelmişken Twitter hesabınızı güncelleme izni olan uygulamaları da Twitter / Connections adresine girip inceleyin, gereksizleri ya da tanımadıklarınızı hemen “Revoke Access” diyerek kaldırın.

Twitter sersinin bu bölümünde biraz olsun daha verimli Twitter kullanımına değinmeye çalıştım. Bir sonraki yazıda ise işimi kolaylaştıran, fotoğraf ve video gibi içerikler paylaşmanızı sağlayacak yazılımlardan, nispetenyeni özellikler olan GeoTagging ve List‘in kullanımından bahsedeceğim. Tabi eğer makul bir şekilde anlatabilirsem daha çok gerçek takipçiye nasıl ulaşabileceğinize dair bazı önerilerim de olacak, yani en güzel bilgileri sona sakladım ;)

O zamana kadar beni mesajlarınıza @burak yazarak sorularınız varsa sorabilir, http://twitter.com/burak adresinden takibe alabilirsiniz. Umarım bu defa arayı daha kısa tutarım ;)

Bu bir yazı dizisinin parçasıdır. Yazının diğer bölümleri için: Bölüm 1Bölüm 2, Bölüm 3

Sosyal medya ile iletişim

social_media_sitesPazarlama konusunda ahkam kesecek kadar “pazarlamacı” görmesem de kendimi, iyi gözlemlerim olduğunu düşünüyorum. İster istemez teknoloji üzerine yazdığım bu alanda yer yer sosyal medyada nelerin nasıl yapılması gerektiği üzerine yazmak istiyorum. Bugün de o günlerden biri zira Project House‘un ev sahibi olduğu Digital Marketing Forum 2009‘da sevgili Devletşah‘ın moderatörlüğünde bir panele katıldım: Sosyal Medya ve Pazarlama Paneli

Panel katılımcıları arasında benimle beraber Selçuk Hoca ve Esra Gökbayrak vardı. Cuma akşamı saat 5 sularında Lütfi Kırdar Kongre Sarayı’nda gerçekleşen oturuma maalesef hava muhalefetinin de etkisiyle büyük bir katılım gerçekleşmedi. Ancak her zamanki gibi beklediğimden çok daha verimli geçtiğini itiraf etmem lazım.

En azından marka ve markaların iletişimin yapan kurumların dikkate alması gereken bazı notlar çıktı, en azından şimdilik bunları paylaşayım dedim. İşte o notlar:

  • Sosyal medya ile geleneksel medyanın en önemli fark bağımsızlıkta.
  • Ne yaparsanız yapın, bu bağımsızlık zincirini kırmaya çalışmayın.
  • Markanın sosyal medya ile iletişimi şeffaf olmalı.
  • İçerik üreticisinin emeğine saygı gösterin (forumcuların dediği gibi: emeğe saygı!)
  • Özellikle dağıtacağınız ürünler veya ücretsiz sunacağınız hizmetler karşılığında talepkar olmayın.
  • Eğer advertorial yayınlatma gibi bir amacınız var ise herkesin kendi alanında böyle bir yayına yer vermesinin bedeli vardır, bunu sorun ama yine şeffaf olun.
  • Bunu sorarken kesinlikle ve kesinlikle “olumlu yazınızın bedeli nedir” gibi saçma sapan sorular sormayın.
  • Özellikle blog yazarlarının en önemli değeri güvenilirlik, buna zarar verecek taleplere yanaşmayın.
  • Kriz oluştuğunda çözüm için açık ve çözüme yönelik iletişim kurun, dayatmalardan kaçının.
  • Troll ya da benim tabirimle deli dumrul adı verilen ve kargaşadan beslenen insanlar ile gerçekten sinirlenmiş kullanıcıyı ayırın.
  • Deli dumrul gördüğünüzde onu görmezden gelebilirsiniz, bu onun etkinliğini düşürecektir.
  • Eğer bir deli dumrul fazla ileri gitmedikçe (o çizgiyi siz çekin) yasal haklarınıza fazla sarılmayın.
  • Blogların gelir modeli henüz ülkemizde oturmadı, marka olarak yatırım yapın, uygun alanlara sponsor olun.
  • Sosyal medyada yaptığınız iletişimin markanıza olduğu kadar seçtiğiniz kişilerin kişisel markalarına da katkısı var, bunu doğru kişileri seçerek doğru mecraları markanızla beraber yükseltin, pişman olmayacaksınız.
  • Sosyal medya sizin ordunuz değil, onları yönlendirmeye ya da haksız şekilde eleştirmeye, bireysel olarak birini karalamaya falan kalkarsanız sağlam bir düşman edinebilirsiniz.
  • Sosyal medyanın bir parçası olmadan orada yer almaya çalışıp kendinizi komik duruma düşürmeyin, unutmayın insanlar başkalarının hatalarına karşı çok acımasız olabiliyor ;)
  • En önemlisi sosyal medyada iletişiminiz duyuru değil diyalog şeklinde olsun. Diyalogun anlamını bilmeyen birini sosyal medya iletişiminizin başına koymanızın cezası sandığınızdan büyük olabilir.

Bu liste daha uzayabilir ve ben de buraya aklımda kaldığınca yazdım. Diğer dostların da ilaveleri olacaktır, onları da takip etmeye bakın derim. Bu listenin en önemli özelliği katılan panelistlerin başından  geçen pek çok vakadan elde edilen deneyimlerin meyveleri olması. Umarım dikkate alırsınız :)

Renault Fluence Ne Olsa Beğenirdiniz?

Bundan çok değil, 3-4 sene önce “blog yazdığın için bir araba gönderecekler test edeceksin” deseler inanırdım ama ne zaman olacağını kestiremezdim. Çevremdeki insanlar ise “puahhaha zuzuzuz” gibi garip efektlerle gülerlerdi (o zamanlar İnternet üzerinde oyun oynayanlar bu şekilde gülüyordu).

Bugün ise “bunlar Türkiye’de de olmaya başladı” diyebileceğim bir gün. Artık buralarda da sadece gazeteci ya da diğer geleneksel medya mensuplarına değil, blogger/blogcu, internet yayıncısı/editörü gibi sosyal medyanın etkin mecra sahiplerine de bir takım cihazlar, araçlar, imkanlar sunulur hale geldi (bunu ilk yapan Nokia’nın bu noktada kulaklarının çınlamasını istiyorum)

Uzun lafın kısası, bu defa teste gelen cihaz biraz büyük olmakla beraber birkaç saat süreyle inceleme fırsatı bulduğum bir otomobildi: Renault Fluence. Her ne kadar ilk test otomobilim olmasa da (daha önce müthiş keyif aldığım Renault Laguna Coupe‘yi inceleme şansım olmuştu ama bu başka bir hikaye. İsterseniz tam da şu noktada  Renault Fluence ile tanışma maceramıza dair kısa bir video izleyelim:

Continue reading

THY Konkur ve 41?29!

Bugün size yeni bir teknolojik cihazdan ya da daha önce görmediğim bir İnternet servisinden bahsetmeyeceğim. Bugün size kısa bir hikaye anlatacağım ve bu hikayeden sonra bir grup insanın işlerini severek yapmasının ne demek olduğunu görmüş olacaksınız.

Hikayemizin kahramanı THY, yani Türk Hava Yolları, İnternet üzerinde bir tanıtım kampanyası yürütmek ister. Ancak bunları yapmak için sıkı bir yol arkadaşı seçmesi gerekmektedir. Kahramanımız THY bunu seçmek için bir takım proje teklifleri toplayıp bunları fiyatlarıyla beraber değerlendirip sıradan bir seçim, yani konkur, yapmayalım demiştir. Muhtemelen bunun en önemli sebebi dijital projeleri yapmanın değil yaymanın önemli olduğu bilincinde olmalarıdır. Malum, birkaç yüz defa izlenmiş bir viral videoya viral demek.. ya da birkaç kişinin oynadığı bir reklam oyunu (advergame) dünyanın en iyi işleri bile olsalar pek de bir anlamı yoktur.

İşte o noktada cin fikirlinin biri(!) bundan sonra THY‘nin çalışacağı ajansı dijital dünyada geçen bir oyunla seçmeyi aklına getirir. Bu amaçla kahramanımız THY, sadece anlayanın çözebileceği bir proje özeti (brief) hazırlar ve ilgililere dağıtır.

Buradaki bulmacaları çözmek – yani THY Dijital Konkur‘una katılmak bile gayet eğlenceli. Verilen zihin haritasından (mindmap) yola çıkarak olan biteni merak edenler 41?29! ailesinin bloguna yazdıkları THY Dijital Konkuru başlıklı yazıyı okuyabilir. Hem THY‘de bu proje özetini hazırlayanların, hem de 41?29!’un harika bir iş çıkardığını itiraf etmem lazım. Ben bile konuyla ilgili bir iş yapmama rağmen “acaba çözebilir miydim?” diye önce ipuçlarını değerlendirerek bir yerlere ulaşmaya çalışırken eğlendiğime göre onlar için de süper bir uğraş olduğuna eminim.

Özetle: Bu işlerde emeği geçenlerin çalıştığına inanmıyorum. Onların yaptığı sadece sevdikleri işi yapmak. Öyle olunca yaptığınız iş çalışmak değil keyifli bir uğraş haline geliyor. O yüzden hazır yeri gelmişken hepinize keyifli uğraşlarınız olan günler diliyorum. Belki bu sayede sizin de bir daha çalışmanız gerekmez ;)

Sosyal medya nedir?

Sosyal Medya - Genel Bakış

En son yazıyı yazdığımdan bu yana neredeyse 2 ay olacakken insan nereden başlayacağını bilemiyor. O yüzden en hızlı şekliyle konuya girip hayatımı son dönemde en çok yönlendiren şu yeni oluşumdan da bahsetmeyi doğru buldum.

Öncelikle sosyal medyanın tanımını yapayım (büyük laf!):

Sosyal medya, kullanıcı içeriğinin kendisi ve yayıldığı, yayınlandığı, paylaşıldığı her tür platformun genel adıdır.

Hemen bu tanıma karşı çıkacak sesler olacaktır. O nedenle izin verin bir cümle ile yaptığım sosyal medya tanımını açayım :)

Öncelikle sosyal medya, kullanıcı içeriğinin ta kendisidir. Geleneksel medyada içeriği sunanlar profesyonelken sosyal medyada bunu meslek edinmiş çok az insan vardır. Geleneksel medyada kurumlar reklam ve haber yoluyla varolma savaşı verirken sosyal medyada bizzat temsil edilebilirler. Zaten geleneksel medya ile en önemli ayrıştıkları nokta sosyal medya içeriğinin bir monologdan ziyade diyalog olmasıdır.

Tanımda ne demiştik? Sosyal medya bir içerik olduğu kadar bunların yayınlandığı ve barındığı platformlardır. Sosyal medya araçları da diyebileceğimiz bu platformları aslında hepiniz kullanıyor ve seviyorsunuz: Facebook, Myspace, Google Groups, Donanım Haber, Twitter, Friendfeed.. ve daha niceleri. Çok uzun bir listeye Wikipedia’daki Social Media sayfasından ulaşmanız mümkün.

Continue reading